İbrahim Balaban ETO Sanat galerisi'nde
12.
Mart 2010
| Başlama Tarihi: |
12 Mart 2010 Cuma, 18:00 |
|
|
| Bitiş Tarihi: |
10 Nisan 2010 Cumartesi, 18:00 |
|
|
| Mekan |
ETO Sanat Galerisi |
|
|
|
|
|
|
Eskişehir Ticaret Odası Sanat Galerisi 12 Mart – 10 Nisan tarihleri arasında İBRAHİM BALABAN’ ın otuz’a yakın tuval üzerine yağlı boya eserlerine ev sahipliği yapıyor.
1921 yılında doğan İBRAHİM BALABAN ‘Naif’ bir anlatımla resme başlar.
Resimlerinde; Halk kaynaklarından esinlenerek yöre insanlarının yaşam biçimlerini ve köy yaşamını dile getiren resimler yapar. “Konu bir özdür, her öz kendi kabuğunu yapar” kuramını keşfettikten sonra, yaptıklarını sanat kabul ederek giderek naif olmayan özgün bir biçimlenmeye yönelir. 1953’te İstanbulda açılan ilk sergisinin ardından, resimlerinde, halk geleneğini çağdaş bir tabana oturtur. Önceleri ‘köy yaşamı’, ‘karasabana tutsak üretim ilişkileri’ temalarını işleyen sanatçı, giderek destanlara, halk inançlarına, kahramanlarına, söylencelere, mitolojiye ilişkin resimler yapar. Sanat hayatını ‘Dağınık’, ‘Nakışsı’, ‘Ağır Aksak’, ‘Oyuncaksı’, ‘Tutsak’, ‘Özgürlük’ gibi dönemlere ayırır. “Sanat, yaşamın izdüşümüdür” inancı ile de giderek kente göçü, kentteki yaşam ve demokrasi mücadelesini ele alır. Son dönemde Anadolu Erenleri ve Bereket Anaları’nı çağdaş bir halk tasvircisi tutumuyla yorumlar. Uzun süre Nâzım Hikmet gibi bir kültür adamı, bir büyük sanatçı ile yan yana olma şansını elde eden İbrahim Balaban Türk resminin önemli sanatçılarından biridir. Çalışmalarına halen İstanbul’da devam etmektedir.
İBRAHİM BALABAN
1921 yılında Bursa’nın Seçköy’ünde nakışların içinde doğdu. Köyün üç sınıflı okulundan mezun olduktan sonra, daha üst okullara yollanmadı.
Okuma isteğini varlıklı olan ailesine iş görmeyerek dayattı, avunması için onu on beş yaşına kadar serbest bıraktılar. İşte bu özgürlük yıllarında her gün resimler çiziyor, günceler tutuyordu. Ressamlığı ve yazarlığı o yıllarda gelişmiş kök salmıştır.
1937 yılı Kasım’ın 24’ü: Ayıngacılıktan (esrar çıkarmaktan) üç yıl altı ay ceza aldı.
1941: Bursa mapushanesinde yattığı sırada Nazım Hikmet’i tanıdı, aynı
yıl hapisten çıktı. Cinayet suçundan 1942’de tekrar içeri düştüğünde Nazım’a çırak oldu. O’ndan resim ve sanat tarihi dersleri yanında; felsefe, sosyoloji ve ekonomi politik dersleri alarak kendisini geliştirdi.
1943: Mapushanede, Baba’sının cinayete kurban gittiğini öğrendi ve daha sonra da doğum sırasında ilk Karı’sının ve kısa bir süre sonra da Bebeğin öldüğü haberini aldı.
1944: İmralıya yollandı; 1947’de, bu kez “komünist’likten” Bursa damına sürüldü ve altı aylık cezası 4 yıla çıktı. Fakat Usta’sı Nazım’a tekrar kavuştuğu için mutluydu.
1950 Affıyla, Nazım’la birlikte mapushaneden çıktı. Çıkarken elinde Nazım’ın herbiri adına şiir yazdığı “Bahar” , “Mapushane kapısı”, “Harman” adlı üç tablo ile ayrıca “Doğum”, “Cinayet” ve “Suda Donbaylar” adlı tablolar vardı.
1950 sonu ve 51 başlarında Nazım’la birlikte İstanbulu gezdi ve onun evinde altı ay kaldı. O sürede “Ekin Biçenler” adlı tablosunu Usta’sının evinde yaptı.
1951’de “şüpheli zat” olarak jandarmalar eşliğinde Sivas’ta başladığı askerliğini 1952 yılında bitirdi. Burada kendisi gibi “şüpheli zat” olarak sürgün olan Şair Hasan Hüseyin Korkmazgil, Mehmet Kemal ve Hakkı Torunoğlu ile tanıştı.
Askerden dönüşünde “çocuklarının anası”nı kaçırarak evlendi. İki oğlu bir kızı oldu; ve beş de torunu vardır.
1953 yılında ilk kişisel sergisini İstanbul’da açtı.
1961 yılında resimlerinden dolayı altı ay tutuklu kaldı.
1962 yılında “Yeni Dal Grubu” sergisi kapatıldı ve ressam arkadaşlarıyla birikte tutuklanarak Balmumcu Kışla’sına kapatıldı ve Askeri Mahkeme’ce yargılandı.
1969 yılında Adana Sergisi bir gurup gerici-yobaz tarafından basılarak resimleri tahrip edildi.
Sonraki yıllarda da defalarca göz altına alınıp sorgulandı ve yargılandı.
O, bu güne kadar “Şair Baba”sının istediği gibi “kan gütmeden” 2000 den fazla tablo ve bunun birkaç katı kadar desen üreterek 50 den fazla kişisel sergi açtı, birçok karma ve grup sergilere katıldı.
Anılar, denemeler (resim sanatı üzerine), hikayeler ve ikisi roman olmak üzere yayınlanmış 11 kitap yazmıştır.
Ayrıca adına yayınlanmış; BALABAN-yaşamı, sanatı, anılar ve yankılar (Yayına hazırlayan Ahmet Köksal ) Bilim Kitabevi 1990 , BALABAN / Yaşamın çizgileri-Desenler (Yayına hazırlayan Remzi Oğuz Yılmaz) Bilim Sanat Yayınları 2004, BALABAN/Yaşantının İzdüşümü (Yayına hazırlayan Zafer E.Bilgin) Bindallı Sanatevi 2008, BALABAN/Bir Ressam Yunus Emre (Yayına hazırlayanlar: H.Nazım Balaban- Zafer E.Bilgin) Bindallı Sanatevi 2009 4 adet kitap vardır.
“Sanat yaşantının izdüşümüdür.Konu bir özdür, her öz kendi kabuğunu yapar.
Ben insanı santimetrik ölçülerle değil, diyalektik yöntemlerle resmediyorum.
İnsan-doğa ilişkisinde üretim araçlarının insana bir kimlik kazandırdığını ve bu nedenle benim resimlerimi de biçimlendirdiğini söyleyebilirim.Ben boyaları acık koyu leke endişesiyle değil, figürlerin özünde çakmaklanan ışığı yakmak için kullanıyorum. Ata göre insan değil , insana göre at çiziyorum.” diye ortaya koyduğu kuram sanatının temelini oluşturmaktadır.
H.Nazım Balaban ( Ekim 2008)