İKİ RESİM ARASINDAKİ 7 FARK!
Ağustos 2009
ART IK
Eser Baykuş
Bilindik bir laf vardır; dünyada hiçbir şey ilk kez düşünülmemiş, ilk kez akıl edilmemiştir. Bu, özellikle Güzel Sanatlar Fakültesi’nde çok sık rastladığınız bir sözdür çünkü ortaya ne çıkarsanız özgün olduğunu, ilk kez yapıldığını zannedersiniz. Oysa kitapları biraz karıştırınca gerçek bir tokat gibi patlar yüzünüzde, sizin özgün olduğunu zannettiğiniz şey aslında yüzyıllar önce yapılmıştır. Ben de bu zamansız coşkuya pek çok kez kapıldım. Hatta bir keresinde yeni bir tarz hatta akım yarattığımı düşündüm. Meğer benim yeni zannettiğim şeyi Lars von Trier yıllardır yapmaktaymış. İşte ilk o zaman cehaletin insanı ne kadar utandırdığını fark ettim. Yine öğrencilik zamanında birilerinin üzerinde kafa yorup akıl ettiği ne varsa ‘çalma’ özgürlüğüne sahip olduğumu düşünürdüm; pek çok öğrenci gibi. Örneğin ünlü bir yazarın hikayesini senaryolaştırıp kısa filmini yapardım. Yazardan nezaketen de olsa izin almadan elbette. Ya da bir filmden çok beğendiğim bir sahneyi alıp kendimce yeniden yorumlayarak çekerdim. Mazaretim de hazırdı; “ama biz öğrenciyiz, bunları ticari amaçlı kullanmıyoruz ki, eğitim amaçlı…”
Evet, belki de kendimizce haklıydık, mahkemeye verseler biz haklı çıkardık ama bu olaylar yüzünden nezaketimizi, zarifliğimizi, inceliğimizi kaybettik. Oysa keşke izinsiz kullandığımız o öyküleri yazanlara ulaşıp izin alsaymışız. O filmlere emek verip çekenlerden izin isteseymişiz. Ne kadar zarif ve ne kadar ‘olması gerektiği gibi’ bir hareket olurmuş. Ama dedim ya; cehalet insanı bir acayip yapıyor! O an fark etmiyorsunuz ama gün gelip acı ve utandırıcı gerçeği bir tokat gibi yüzünüze vuruyor.
Buna benzer bir olayı da –tesadüf müdür nedir Milliyet’in Temmuz sayısında rastladım. Yasemin Bay imzalı bir haber beni oldukça şaşırttı. Habere göre Milliyet Gazetesi’nin düzenleyeceği bir müzayedede satışa sunulacak tuvallerden elde edilen gelir ÇYDD ile birlikte yürütülen ‘Baba Beni Okula Gönder’ kampanyasına aktarılacakmış. Tuvalleri de ünlü isimler yapmış, hatta Milliyet’in kendi binasında bir araya gelip yapmışlar. Bir dönem benim okulumun rektörü olan Hüsamettin Koçan’ın gözetimi ve hocalığında hem de. Ne var bunda demeyin! Haberi görür görmez 2008 yılının Nisan ayına döndüm. Çünkü aynı çalışmayı –bakın benzer demiyorum, aynı… Artiz Dergisi yapmıştı. Hem de bir yılı aşkın bir zaman önce. Son olarak da Habertürk gazetesi yapılan bu çalışmaları sayfalarına taşımıştı. Yani fikir elbette orijinal, özgün değildi. Ama daha ‘1’ yıl önce bir başka ulusal yayın aynı çalışmayı –bakın, tekrar benzer demiyorum, aynı… yapmış ve ne Milliyet gazetesi ne de ÇYDD telefon açıp nezaket örneği bile olsa izin almadı. Oysa insan bu tarz kurumların bir şeylere örnek olmasını, öncü olmasını istiyor. Oysa onlar büyüklüklerini ve güçlerini kullanıp, belki de onlara ‘bizim’ verdiğimiz güçten dolayı ‘kibir’li davranarak bu tarz şeyleri hiçe sayıyorlar. Oysa gönül isterdi ki bize ulaşılarak zarif bir şekilde izin alınsın ve biz de elimizde olan tuvalleri kendileri ile paylaşalım. Ama eminim ki onlar bu tarz bir çalışmayı ilk kez kendilerinin akıl ettiğini düşünüyorlardı. Dedim ya, cehalet –buna ‘kibir’i de ekleyebiliriz, biliyorsunuz ki ‘kibir’, 7 büyük günahtan biridir; bknz: Brad Pitt’in oynadığı ‘7 / Seven’ filmi insanı bir acayip yapıyor…
Lafı uzatıp dallandırıp budaklandırmadan nihayete erdirelim. Yukarıda iki ayrı resim görüyorsunuz. Biri Temmuz 2009’a, öbürü Nisan 2008’e ait. Bakalım iki resim arasındaki 7 farkı bulabilecek misiniz?....