SANAT HABERLERİ KÖŞE DİYOR Kİ AKTÜEL

Mahrumiyetten Doğan Kadının Sanatsal Sömürüsü

 

ART-IK

Paylaş
"Galiba herkes haklı. Bu mutsuz sanat, koca sakallıların işi, doğaya onca yakın olan kadınların değil..."

Sanata eğiliminiz vardır. Önce bunu keşfedersiniz. Yetmez! Yetenekli olduğunuza ailenizi ikna etmeniz gerekmektedir. Bir gece babanız çakırkeyf olduğunda bombayı patlatırsınız; sanat eğitim almak istiyorum! Ne! Oysa babanızın sizin adınıza bambaşka hayalleri vardır. Karşı çıkar. Tartışma o kadar büyür ki alkolün de etkisiyle evden kovulursunuz. Şevke gelir, daha da hırslanırsınız. Annenizin dil dökmesiyle eve geri döner, babanız her ne kadar burun kıvırsa da sanat eğitimi veren okulun sınavlarına girme iznini koparırsınız. Babanız size bundan sonra sık sık söyleyeceği vecizeyi ilk o zaman dillendirir; babam demişti diyeceksin ama iş işten çoktan geçmiş olacak….

 

Ailenizi ikna ettiniz. Şimdi sıra sanat eğitimi veren okulu bu konuda yetenekli olduğunuza ikna etmeye geldi. Sağdan soldan denkleştirilen paralarla sınavları kazanma garantisi veren kurslara gittiniz. E işinizi şansa bırakacak değilsiniz ya!

 

Önce sınava girersiniz. Başarılı oldunuz mu maaile sevinirsiniz ama gözünüz babanızdadır. Küçücük bir ‘aferin’ beklersiniz içten içe. Demez. Bir iki aşamadan sonra sıra sizin okulda eğitim almaya layık olduğunuza karar verecek olan kurulun karşısına çıkmaya gelir. Neyse ki manevi olarak hazırsınızdır, anneniz evden çıkmadan bir avuç okunmuş pirinci bir yudum suyla mideye indirtmiştir.

 

Hadi diyelim bunu da başardınız. Sanat eğitimi almaya layık olduğunuza karar verildi. İsminizi listede gördüğünüz o an yeryüzünde sizden daha sevinçli bir başkası olabileceğinizi düşünmüyorsunuz. Düşünmüyorsunuz düşünmemesine ama işin esas zor olan kısmı bundan sonra başlıyor. Henüz bunun farkında değilsiniz. Şans rüzgarı arkanızdan esmiyorsa işiniz zor. Bütün hayatınız derme çatma, karanlık, rutubetli atölyelerde yarı aç yarı tok geçer. Neyse ki hemen hemen bütün sanatçıların kanına girmiş o virüs sizin de damarlarınızda dolaşmaktadır; ‘elbet bir gün kıymetim anlaşılacak, hak ettiğim değeri göreceğim’ hülyası…

 

Bütün bunlar tanıdık geldi değil mi? Bir de bunları yaşayanın kadın olduğunu düşünün ve yukarıda anlatılanları iki ile çarpıp öyle hafsalanızda canlandırmaya çalışın. Ayrıca bundan neredeyse 150 yıl evvel sanatçı olmaya çalışan bir kadını düşünün… İnsanın kanını donduran korku filminde daha ürkütücü değil mi?

 

Evet öyle! 1864 yılının Fransa’sında hayata gözlerini açan Camille Claudel için de hayat hiçbir zaman kolay olmadı. Hele hele gönlünü heykelin dahi çocuğu Rodin’e kaptırdıktan sonra hiç…

 

Belki birçoğunuz Gerard Depardieu’nun oynadığı, "Camille Claudel" adlı 1988 yapımı, yönetmenliğini Bruno Nuytten’in yaptığı filmi izlemiş ya da en azından Everest Yayınları'ndan çıkan, Anne Delbee’nin yazdığı Camille Claudel biyografisi "Bir Kadın" isimli kitabı okumuş olabilirsiniz. Zaten bu yazı da Camille Claudel’i tanımayanlar için geliyor…

 

2006 Haziran ayında Paris Rodin Müzesi'nden getirilmiş, içlerinde "Cehennemin Kapısı", "Calais Burjuvaları Anıtı", "Öpüşme", "Tunç Çağı", "Balzac" ve "Düşünen Adam" heykellerinin de bulunduğu tam 203 eseriyle 3 aylık bir süre için Sakıp Sabancı Müzesi’ne gelen Auguste Rodin’in ismini bu sayede Türk halkı en azından bir kez duydu. (Bu arada serginin yapıldığı Atlı Köşk’te ilginç bir olay yaşandı. Rodin'in çağdaşı Fransız heykeltraş Louis Daumas tarafından yapılan ve Atlı Köşk'e adını veren bronz at heykeli bakıma alınarak yerine Rodin'in büyük tartışmalara neden olan "Victor Hugo Anıtı" yerleştirildi) Camille Claudel’in hayatına geçmeden evvel önce Auguste Rodin’in hayatına değinmekte fayda var.

 

Rodin, 1840 Kasım’ında Paris’te dünyaya geldi. O dönemki birçok sanatçının aksine ailesi kendisine Güzel Sanatlar Okulu’na gitmesi konusunda destek oldu. Fakat Rodin’in başvurusu reddedildi. Hem de tam üç kez…

 

Orta sınıf bir aile mensup olmasının dezavantajını da yaşadı. Küçük yaştan itibaren çalışıp aile bütçesine katkıda bulunması gerekmekteydi. Öyle de yaptı.

 

Gençlik döneminin hemen başında hayatının ilk kırılma noktasını yaşandı. Kız kardeşini kaybettikten sonra psikolojisi bozuldu ve rahip olmaya karar verdi. Neyse ki şanslıydı. Ondaki cevheri keşfeden rahip Eymard’ın zaman zaman tehdide varan ısrarıyla kiliseden ayrıldı. Aynı yıl bundan sonraki tüm hayatında yer edecek biriyle tanıştı; Rose Beuret.

 

Rodin kiliseyi bırakıp heykele geri döndü dönmesine ama mali durumu iyi bir atölye kiralamasına yeterli değildi. Rutubetten her daim duvarlarından sicim gibi suların aktığı ahırdan bozma atölyelerde çalışmaya başladı. Atölyelerin kötü şartlarından ötürü birçok eseri tahrip oldu. Bu dönemde yaptığı heykeller galeriler tarafından kabul edilmedi. Her ne kadar ticari heykeller yapmak istemese de giderek kötüleşen hayat şartlarından ötürü bir dönem bu tarz heykeller yaparak hayatını kazandı.

 

Takvimler 1875’i gösterdiğinde hayatının ikinci kırılma noktasını yaşıyordu; İtalya yolculuğu! İtalya gezisinden sonra ‘Tunç Çağı’ isimli eserini yaptı. Seyahati esnasında tanıdığı Donatello’nun etkisinde kalan Rodin’in heykeli gerçeğe o kadar yakın oldu ki, Rodin insan üzerinden kalıp almakla suçlandı.

 

Rodin’in hayatına birçok kadın girdi. Hayat kadınlarından tutun konteslere kadar. Bu süre zarfında hayatını Rodin’e adamış olan Rose hep onunla birlikteydi. Yaşadığı ilişkiler karşısında tam 53 sene hep üç maymunu oynadı; görmedim, duymadım, bilmiyorum…

 

Hayatının üçüncü kırılma noktası ise bir arkadaşının yerine bir grup genç kadına heykel dersi vermeye başlamasıydı. Çünkü burada kendisinden 24 yaş küçük olan 18 yaşındaki öğrencisi Camille Claudel ile tanıştı. Rodin’in Camille ile tanışması sanatında da bir dönüm noktası oldu.

 

Gelelim Camille’ye…

 

Camille, 1864 Paris’inde bir kasabada dünyaya gelir. Üç kardeştirler. Ağabeyi Paul ve kardeşi Louise. Camille doğduğunda Laouise Athanaise, sevgisi çoktan tükenmiş bir anneydi. Hayatı boyunca Camille’den önce; 1863’te doğan ve ölen erkek bebeği Henri’nin yasını tuttu. Camille, her zaman annesinin bakışlarında sevilen “öteki çocuğu” ve annesinin kendisine karşı duyduğu öfkeyi gördü. Annesinin tüm sevgisi kendisinden önce hayata gelen ve ölen Henri ile gömülüp gitmişti. Camille annesinin sevgisinden mahrum kalmaya mahkumdu. Henüz genç bir kızken, heykel tutkusu annesi tarafından istenmeyen evlat ilan edilmesine yetmişti.

 

Camille, Rodin kadar şanslı değildi. Başta annesi olmak üzere neredeyse tüm çevresi onun heykeltraş olmasına karşıydı. Bir tek babası dışında. Kızının yeteneğini gören babası Camille’nin iyi bir eğitim alabilmesi için Paris’e yerleşti. Ama burada da kız öğrencileri kabul eden akademi bulmak kolay değildi.

 

Camille nihayet Colarossi Akademisi’ne kabul edildi ve iki arkadaşıyla ortak olarak bir atölye kiraladı. Aynı yıl kursa da başladı. Öğretmeni Rodin’di.

 

Rodin, daha ilk görüşte Camille’ye aşık oldu. Yavaş yavaş Camille de bu yetenekli adamdan hoşlanmaya başlamıştı.

 

Camille'in 19 yaşında sadece erkeklerin çalıştığı bir atölyede kendisinden 24 yaş büyük olan Rodin'le çalışıyor olması ne ailesinin ne de sanat çevresinin hoşuna gitmemiş ve hatta hemcinsleri olan modeller bile "kadın olduğu" için Camille'e poz vermeyi reddetmişlerdi. Rodin'le evlilik dışı bir beraberlik yaşamaya başlaması ve annesi tarafından evden kovulması, zaten sadece kadın olduğu için yoluna birçok engel çıkan Camille'in hayatını daha da zorlaştıracaktı.

 

Camille Claudel, 1890’larda Fransız burjuva sınıfını tehdit edecek yeni kadınlardan biriydi. Çünkü o zaanatı değil, sanatı seçmişti ve bunun bedelini pahalı ödeyecekti. O yıllarda böylesi yeni kadına karşı Fransız hükümeti bir dizi politika geliştirmişti. Bunun bir alanı da sanattı. Bezeme Sanatları Merkez Birliği ve Kadınlar Komitesi kurulmuştu. Bu birlik ve komite üyeleri, 1890 yılında Fransız modern hayatının ayrıntılarını betimlediler. Bu, kadınsı, iç mekanlara ait ve organikti. Böylece kadının hapsedildiği yuvasının duvarlarını yıkıp çıkabileceğinden endişelenen Fransız hükümeti bunu durdurma görevini Merkez Birliği üyelerine vermiş oluyordu. Birlik üyeleri, kadına sanat değil, zanaat adına yeni güçler verebilirdi. Kadın bezeyebilirdi ama yaratamazdı. Kadın süsleyebilir ama yontamazdı. Gerilmiş dudaklar, şişkin kalçalar, fırlamış göğüsler, doğurgan öpücükler bir eserin içerdiği cinsellik tümüyle eserin yaratıcısı erkeğe, yani sanatın öznesine ait bir alandı. Nesne konumunda olan kadından özne olması istenmeyecekti. Erkeğin aklı, kadının ise bedeni temsil ettiği bir denge vardı. Bu karşı konulamaz yüce bir düzendi.

 

O dönemde kadın sanatçılarının önüne çıkarılan birçok zorluk vardı. Kadın sanat öğrencilerinin çıplak model karşısında çalıştırılmazlardı. Kadınlar ne kadar yetenekli olurlarsa olsunlar erkeklerle aynı konuda yetkinlik veya başarı elde etmeleri gerçektenden de kurumsal olarak olanaksızdı. Bu kurumsal olarak olanaksız hale getirilmişti.

 

Neyse! Camille ile Rodin aşkı bir taraftan büyük sorunlar, kavgalar, kopuşlarla sarsılırken diğer taraftan da birlikte meydana getirdikleri eserlerle adını sanat tarihine yazdırıyordu.

 

Çiftin arasında sık sık meydana gelen kavgalar neticesinde Camille bir gün kendisinin Rodin’den çok fazla etkilendiğini ve kendi tarzını yaratması gerektiğini bahane ederek İngiltere’ye gider. Camille’nin yokluğuna dayanamayan Rodin ona aşk dolu mektuplar yazar ve dönmesi için yalvarır. Camille geri döner ama Rodin’e bugün yavaş yavaş görmeye alışık olduğumuz bir anlaşma imzalatır. Anlaşma şu şekildedir; “Camille bundan sonra benim karım olacak... Artık başka öğrencim ve modelim olmayacak... Ona mermer bir heykel hediye edeceğim. Şili siparişi olursa Şili’ye yoksa İtalya’ya gideceğiz... Carjat’in evinde Camille bir fotğraf çektirecek. Üzerine o güzel elbisesini giyecek akademide giydiği... Paris’te hep benimle kalacak ve haftada dört kere beni atölyesine kabul edecek...” Buna karşılık Camille, evlenene kadar Rodin’in kendisini ayda dört kez görmesine izin verecekti. Aslıda ikisi de kıvranıyordu. Ayrılmak istemiyorlardı. Kendileri olmaktan vazgeçmek de istemiyorlardı. Hem karşılarındakini hem de kendilerini seviyorlar ve bu iki sevgi içlerinde vahşice çatışarak canlarını yakıyordu. Anlaşma yürümedi. Rodin’in altını imzaladığı vaatlerin sadece bir tanesi gerçekleşecekti.

Rodin’in psikolojik olarak sağlıklı olduğu pek söylenemezdi. Hayat onu sürekli hırpalamış, o da hayatı ve hayatla birlikte gelen kadınları hırpalamıştı. Daha genç bir delikanlıyken Güzel Sanatlar Akademisi bütün başvurularını reddetmişti. İnsanlık tarihinin en büyük heykeltıraşlarından biri hiçbir zaman istediği okula gidememişti. Gençlik yıllarında yaptığı heykelleri büyük sergi salonlarına kabul etmemişlerdi. Bunun öcünü alır gibi tüm hayatı boyunca hoyrat biri olmuştu.

 

Rodin, Rose’dan da Camille’den de kopamıyordu. Bu karmaşık ilişkiler hem kendisinin hem de Camille’nin heykellerine de yansıyordu. İki sanatçı da ilişkileri boyunca sanat hayatlarının en başarılı eserlerini ortaya çıkarıyorlardı. Fakat her ikisinin de eninde sonunda olması gerektiğine inandıkları şey 1898 yılında gerçekleşti. Ayrıldılar. Tüm ailesi de Rodin gibi Camille’yi terk etti.

 

Camille, hayatı boyunca bir tek bir şair ve bürokrat olan ağabeyi Paul’den destek görmüştü. Bir de çocukluğunda babasından. O, annesi ve kız kardeşi için her zaman bir utanç kaynağı olmuştu. Fazla özgürdü, fazla başına buyruktu ve fazla heykel yapıyordu. Paul’ün işi gereği Uzak Doğu’ya gitmesi, babasının ansızın ölümü, Rodin’den ayrılışı, annesi ile kız kardeşinin onu reddetmeleri, Rodin’in evinin penceresinden onun Rose ile olan hayatını gözetleme saplantısı ruh sağlığını iyice bozar. Hatta o kadar ileri raddeye geldi ki bir gece bütün heykellerini parçaladı. Kalanlarını da nehire attı.

 

Henüz 49 yaşındaydı ve annesi akıl sağlığını iyice yitiren Camille’nin kariyerini mahvedeceğini söyleyerek Paul’ü derhal Fransa’ya çağırdı. Annesiyle ve Rodin ile görüşen Paul artık delilik sınırına ulaşan kardeşinin gerçekten kendi kariyerini etkileyeceğini düşünerek ikisinin de onayıyla Camille’yi bir akıl hastanesine yatırdı. Camille tam 30 yıl geçirdi akıl hastanesinde. Tek bir heykel yapmadan tam 30 yıl geçirdi. Bu süre zarfında çamura bile dokunmasına izin verilmedi.

Camille’nin akıl hastanesine yatmasıyla başlar Paris’in dedikodu ile çalkalanması. Camille, Rodin için fazla tehlikeliydi, yaptığı eserlerin bazılarının Camille’e ait olduğu iddiası almış yürümüştü, artık Camille onun için ilham kaynağı değil, sanatına inen bir gölgeydi, ondan kurtulması gerekiyordu, akıl hastanesine yatmasına müsaade ederek hatta ön ayak olarak bunu başarmıştı da. Çünkü herkes biliyordu ki Rodin, Camille ile olan beraberliklerinin sonlarına doğru onun onayı ve yardımı olmadan heykel yapamıyordu.

Bir süre sonra Rodin birçok Parisli’nin gözünde bir hırsızdı. Camille ise annesi ve kız kardeşi tarafından hiç ziyaret edilmemişti. Camille’e göre bütün olanlar Rodin’in suçudur; Rodin, büyük yeteneğini inkar etmediği Camille’in kendi isminin önüne geçmesinden korkmuş, ondaki yeteneği kıskanmış ve kıskançlığı aşkının önüne geçmiş bir adamdır. Kendi ölümünden sonra yerinin doldurulamaz olmasını istemiş ve bu yeri Camille’in doldurmasından endişelendiği için çareyi onu akıl hastanesine kapattırmakta bulmuş ve onu bilerek bu duruma getirmiştir. Ayrıca Camille, beraber çalıştıkları süre içinde kendi yaptığı eskizleri Rodin’in sahiplendiğini ve heykellerinde bu eskizleri kullandığını, yani kendi fikirlerinin ve yaratıcılığının çalındığını Paul’e yazdığı mektuplarda söylemişti. Zamanla onun Rodin'den daha yetenekli bir heykeltıraş olduğunu söyleyenler de çıktı. İkilinin hikayesi defalarca ve değişik biçimlerde anlatıldı durdu. Bu konuda Camille'in kendi notları dışında kesin bir bilgi yoktu, Rodin'in Camille'e yazdığı mektuplar yıllar önce çalınmış ve yazılı birçok kanıt ortadan yok olmuştu. Bir iddiaya göre Rodin, Camille'in aklını yitirdikten sonra yaptığı heykelleri kendi ismiyle sergilemiş, bir iddiaya göre ise İstanbul’da da sergilenen Balzac heykelinde kullandığı fikri Claudel'in üzerinde çalışmakta olduğu bir dev figüründen çalmıştı. Bunun da ötesinde birçok sanat eleştirmeni Rodin'in Camille'le ilişkide olduğu dönemde verdiği eserlerin sanatçının önceki ve sonraki döneminden çok temel farklılıklar taşıdığını kabul etmekteydi.

 

Gelelim sadık Rose Beuret’e… Rose Beuret hayatı boyunca hayalini kurduğu tek şeye tam 73 yaşında kavuşmuştu; Rodin’in karısı olmuştu fakat bu kısa sürmüştü. Evlendikten sonra 15 gün sonra Rodin’in karısı olarak öldü. Onun ölümünden kısa bir süre sonra da Rodin hayata veda etti... Karı koca Meudon'daki villarının bahçesine gömüldüler; mezarlarının başına da Rodin'in düşündürücü heykeli "Düşünen Adam" kondu.

Camille ise 1943 yılında ağabeyi Paul tarafından yatırıldığı hastanede hayata gözlerini yumdu.  

Rodin ve Camille ölecek fakat ardında kocaman soru işaretleri bırakacaktı; kimin Slave’i kimin Gülen Çocuk’u yaptığı bir türlü anlaşılmayacaktı. Rodin’in The Cry’i ya da The Study of the head of a young girl with a Chignon or Negress Head gerçekte kime aitti bilinmeyecekti?

 

Bize de bu hikayeden iki soru kalacaktı;

 

Camille, Rodin’e rastlamasaydı nasıl bir hayat yaşardı?Camille’e hiç rastlamamış bir Rodin’in heykelleri nasıl olurdu?

 

 

Kaynak ve alıntı: Filiz Aygündüz Ayşegül Sönmez Özge Yılmaz Müjde Arslan Tuğba Gürkök Süheyla Kadıoğlu, Ahu Antmen, Bitmeyen Savaşım, Kadın Hareketleri Tarihi 1, Sel Yayıncılık.

 

''Bakakalırım...'' Buket Güreli sergisi

Dianne Dengel
  İşte ‘Mutluluğun Resmi’nin Gerçek Sahibi  
Gelelim Hoess
  Sanatçı Hırsız  
Moiz Zilberman
  TÜRKİYE’DE ÇAĞDAŞ SANAT!  
Ayşegül Sönmez
  TÜRKİYE'DE ÇAĞDAŞ SANAT  
: mentalKLİNİK / Yasemin Baydar & Birol Demir
  : mentalKLİNİK   
Sallandıracaksın Bir-İki Tanesini Taksim Meydanı’nda….
Shock Art
Sanat konuşmak için Einstein zekasına sahip olmak gerekir!
Yaratıcılık İle Zaman Ters Orantılı mı Yoksa Doğru Orantılı mıdır?
Ha Tuvalde Ha Ekranda
 
 
www.haberdaret.com (sanat haberleri | haberdar@ ) 2005- 2012 |  sanat haberleri   ersin dündar galeri internet