|
Guardian Gazetesi`ne Venedikli ressam Gentile Bellini hakkında makale yazan Orhan Pamuk, Bellini`nin Fatih Sultan Mehmet portresinin Che`nin ünlü posteri gibi bir simge olduğunu söylemişti. Guardian gazetesi, Orhan Pamuk`un Bellini`nin ölümsüzleştirdiği Fatih Sultan Mehmet tablosu için şu yazısına yer vermişti: `Portrenin çok sayıda kopyası ve uyarlamaları yapıldı. Bunların birçoğu tarih kitaplarını süsledi. Osmanlı döneminin o altın çağındaki diğer sultanların hiçbirinin böylesi bir tablosu olmadı. Basit kompozisyonu, mükemmel gölgelendirmesi, zafer kazanmış bir sultanın duruşuyla bir Osmanlı sultanı ikonu haline geldi. Tıpkı Che Guevara`nın devrimin ikonu olması gibi...` Merak edip bu esrarengiz ressamın hayatını araştırmaya işte o zaman başlamıştım. Bellini nasıl bir ressamdı ki Fatih’in sarayında tam 18 ayını geçirmişti? Neden dünyanın ayakları dibinde tir tir titrediği ‘Grand Turco’ lakabıyla tanınan padişahın portresini yapmak için özellikle istenmişti? Buna benzer birçok soruya cevap bulabilmek için birçok kaynaktan ve eserden faydalandım. Olayın çıkış noktası zaman ve insanın zamanı kontrol edebilme hevesiydi. Yani saat… Aşağı yukarı 1300'de ilk mekanik saat icat edildi ve derhal her yerde kabul gördü. Bu yeni icatlara, iki yüz yılı aşkın bir süre Doğu'da hiç kimse en ufak bir ilgi göstermedi. Osmanlı’nın en bilinen padişahı dışında; Fatih Sultan Mehmet! Fatih, Venedik senyöründen 1477deki barış antlaşmasından sonra kendisine gözlük yapma yeteneği olan bir cam ustası, çalar saat yapabilecek bir saat ustası ve iyi bir ressam göndermesini istedi. Tahmin edin Venedik kimi gönderdi? Evet doğru tahmin ettiniz… Bellini’nin tablosu olağanın dışında ilgi gördü. Oysa birçok yabancı hükümdar ya da kralın buna benzer tablosu yapılmıştı ama tarih belli ki Bellini’ye göz kırpıyordu. Sadece son iki yılı araştırdığınızda Bellini hakkında çeşitli ulusal gazetelerde çıkmış aşağıdaki başlıkları görebilirsiniz; Bellini Sergisi Boston'da Büyük İlgi Topladı Venedik`ten Görünen Haliyle İstanbul Fatih Londra`yı Fethetti! Bellini’nin Osmanlı Tablolarına Övgü Osmanlı Tablolarına Tam Not! Bellini Ve Doğu` Sergisi Boston`da Boston`da `Gentile Bellini ve Doğu` Sergisi....Fatih, İstanbul`un Dünya Başkenti Olduğunu Gördü Londra`da Bir Fatih Sultan New York Kapısı Osmanlı`ya Açıldı Fatih'in Ressamı Fatih, İstanbul'un Dünya Başkenti Olduğunu Gördü Medeniyetler Arasındaki Sürpriz Tokalaşma Gentile Bellini (1429 Venedik – 1507 Venedik) İki portre… İkisi de profilden. Günümüzün hoşgörü özürlü küresel atmosferinde, Batı`nın İslam dünyasıyla yaşadığı gerginliğin çemberinde, eserler arasında kurulan ilginç bir diyalog... Farklı iki medeniyetin iki büyük temsilcisinin yengi ile bengi arasında salınan bakışlarını birbiriyle buluşturmaya özen gösteren bu afişin esini, aynı sanatçının imzasını taşıyan iki ayrı tablo. Sanatçı ise, 1479-1481 yılları arasında Fatih Sultan Mehmet `in sarayına konuk ettiği, dönemin ünlü Venedikli ressamı, Gentile Bellini. Tablolardan biri, Venedik Dukası Giovanni Mocenigo`nun portresi (1478-1479 ya da 1481-1485). Diğeri ise Fatih Sultan Mehmet`in ünlü portresi (1480). Gentile Bellini ressam bir ailenin çocuğu olarak 1429 yılında Venedik'te, Venedik’in en tanınmış sanatçı ailelerinden biri olan Bellini ailesinden Jacopo Bellini’nin oğlu olarak dünyaya geldi. Babası Jacopo Bellini ve özellikle erkek kardeşi Giovanni Bellini de o dönemin çok ünlü ressamlarındandı. O dönemde yetenekli ressamlar çok saygı görmekteydiler. İtalyan yarımadasının kuzeyindeki Floransa ve Venedik gibi kentlerinde yaşayan sanatçılar Rönesans döneminin çekirdeğini oluşturmaktaydılar. Gentile ve Giovanni o dönemde özellkle birçok dinsel temaları tablolar yaptılar. Venedik'teki Scuola Grande di San Marco binasının içindeki tabloları da iki kardeşler birlikte yapmışlardı. Gentile Bellini Venedik'teki Dükler Sarayı'nda da birçok tablolar yaptı ama 1577 yılında çıkan yangında bu tablolar yok oldu. (Ressam bir aile olan Bellini ailesi, özellikle baba Jacopo, Rönesans'ın en önemli ressamlarından ‘perspektif’i ilk uygulayan ressamdı) Fatih Osmanlı Rönesansını Planlıyordu Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u fethettiğinde kentte büyük bir Venedikli toplumu yaşamaktaydı. İstanbul'un Osmanlıların eline geçmesi Venedik'e büyük bir zarar verdi. O yüzden 1453-1479 yılları arasında Venedik ile Osmanlılar arasında birçok çatışmalar yaşandı. Sonunda Venedik Senatosu'nun Osmanlıların yaptığı barış önerisini kabul etmesiyle bu çatışmalar sona erdi. Barış anlaşması Venedik'in Osmanlılara büyük bir miktarda ödeme yapmasını öngörüyordu. Fakat yapılan antlaşmadan hemen birkaç ay sonra Fatih adına Venedik’e gelen bir Osmanlı Yahudisi’nin Venedik doçundan talebi, hayli ilgi çekiciydi; Fatih, ‘insan sureti çizme konusunda mahir’ bir ressamın İstanbul’a gönderilmesini talep ediyordu. Bünyesinde farklı kökenden ve inançtan çok çeşitli insanları barış içerisinde yüzyıllarca yaşatmayı başarabilen Osmanlı İmparatorluğu, sanata büyük önem vermişti. Ülkelerinde umduklarını bulamayan birçok sanatçıya sahip çıkarak kapılarını açan Osmanlı, sanatın gücünü ve evrenselliğini kullanabilen nadir devletlerdendi. Bu sayede döneminin önderi olan büyük imparatorluk, her alanda ileri bir noktaya gelmişti. Böyle bir dönemde yeni arayışlar içerisine giren İtalyan sanatçılar da İstanbul'a gelmiş ve burada rahat bir çalışma ortamı bulmuştu. Bir kültür şehri olan İstanbul, İtalyan sanatçılara ilham kaynağı olmuş ve en güzel eserlerini burada üretmişlerdi. Özellikle İtalyan sanatçılar, yüzyıllar boyunca Doğu dünyasının etkisinde kalmışlar ve bu etkileri hemen her dönem sanatlarına yansıtmışlardı. İşte, Osmanlı toprakları ile ilk kez tanışan ve belki de oryantal anlamda Doğu yolculuğuna ilk çıkan İtalyan sanatçı Gentile Bellini olacaktı… (Sultan II. Abdülhamid döneminde pek çok İtalyan sanatçı Osmanlı topraklarına gelirken bunlardan Luigi Acquarone ve Fausto Zonaro "saray ressamlığı" payesine ulaşmışlardı. İtalyan mimar ve tasarımcı Raimando D'Aranco se mimari anlamda önemli işlere imza atmıştı. Türk resminin gelişiminde önemli bir yere sahip olan Sanayi-i Nefise'nin hocaları arasında ise yine Salvatore Valeri, Leonardo de Mango gibi İtalyan Oryantalist sanatçılar vardı) Yeni Bir Sanat Ekolü Fatih üzerinde çalışanlar, yazdıkları tarih kitaplarında Fatih’in kendisini Büyük İskender'le özdeşleştirdiğini belirtiyorlar. Fatih'in "dünya fatihi" olma isteği üzerine yoğunlaşıyorlar... Buradan Fatih’in, fethin yönünü değiştirmeye de niyetli olduğu anlaşılıyor. Doğu'dan Batı'ya yönelik bir fethin peşindeydi Fatih. Aynı zamanda İstanbul'da yeni bir sanat ekolü kurmak istiyordu. Avrupa kültürünü hazmetmiş, daha gerçekçi bir minyatür üslubu peşindeydi. Osmanlı Rönesansı’nın peşindeydi… Fatih bunları sadece kendi dönemini düşünmeyip ileriye dönük olarak yapmaya kalkışıyordu. Doğu Batı zıtlığı, `medeniyetler ve dinler arası şok` gibi nefret dolu tanımlamaların dünya gündemini işgal ettiği bu dönemde, yapılabilecek en akıllı şey buydu: Doğu ile Batı`nın birbirlerine verdiği en rafine bilgileri bir araya getirmek. İslam`ı bir de sanatsal yönüyle okumak, Avrupa ile girdiği alışverişe Venedik `ten göz atmak… (Venedik, konumu nedeniyle, Doğu ve Batı kültürlerinin kesişme noktalarından biri durumundaydı) Bellini, Rönesans`ın İlk `Kültür Ataşesi` Olarak `Mecburi Hizmete` Tabi Kılındı Yapılan barış ve ticaret antlaşmalarından sonra kendini garantiye alan Venedik Dükası, Grand Turco (Büyük Türk)’ün istediği değerli İtalyan kadifelerini hemen hazır etmişti etmesine ama talep ettiği ressama karar vermek o kadar kolay değildi. Osmanlı başkentine yollanan ressam tabii ki sıradan biri olamazdı. Daha o zamanlar kültür ve sanatın iyi birer `elçi ` olarak kullanılabileceğinin bilincinde olan Venedik en iyi tercihi yapmak zorundaydı. Yapılan uzun toplantılardan sonra Senato ve doç Pietro Mocenigo bir karara vardı. Gönderilecek ressam o dönemin en iyilerinden biri olan, Venedik dükünün de saray ressamlığını yapan, elli yaşındaki Gentile Bellini’ydi. O sırada Venedik Meclisi salonundaki resimlerin onarımıyla uğraşan Gentile Bellini’ye Grand Turco’nun ülkesine gideceği haberi verildiğinde Bellini büyük bir telaşa kapıldı. Senata üyeleri Bellini’yi yatıştırdıktan sonra çeşitli vaatlerle onu ikna ettiler. 3 Eylül 1479 günü Bellini iki asistanı ve madalyon kalıpçısı Bartolomeo ile birlikte İstanbul`a doğru yola çıktı. Gentile Bellini 1479 yılının Eylül ayı sonunda İstanbul’a vardığında Osmanlı başkentini ziyaret eden herhangi bir batılı ressamdan ziyade, doğu ve batı kültürlerinin yakınlaşmasını sağlayacak bir Venedik elçisi konumundaydı. Bellini’yi dönemin Venedik büyükelçisi karşıladı. Birkaç gün büyükelçinin tahsis ettiği evde kalan Bellini günlerini Grand Turco’nun davetini beklemekle geçirdi. Bu süre içerisinde zamanını yanına verilen yeniçeriler ile kenti turlamakla geçirdi. Nihayet Grand Turco tarafından saraya davet edildiğinde Venedik’ten getirdiği hediyelerle birlikte soluğu Topkapı Sarayı’nda aldı. Sarayda kendisi için bir atölye hazırlandığına şahit oldu ama Grand Turco ile görüşemedi. Bir görevli kendisinden bir Venedik manzarası çizmesini istedi. Verilen görevi yerine getiren Bellini yaptığı tabloyu görevlilere sunduktan sonra padişahın ihsanına nail oldu. Söylendiğine göre Grand Turco manzara resmini beğenmişti. Beğenmişti beğenmesine ama bu sefer de Bellini’den bazı saray görevlilerinin resimlerini yapmasını istedi. (Bu çizimlerden günümüze, ne yazık ki sadece bir solak yeniçeri ile bir saraylı kadın figürü kalmıştır) ‘Oturan Katip’ olarak bilinen tablosunu da bu dönemde yaptığı iddia edilmektedir. Bu resimde; öğrenci, henüz yazmaya ya da çizmeye başlamamıştır. Bu, sanatçının, bir esere başladığı an olarak yorumlanabileceği gibi, doğuyla batı arasındaki yakınlaşmanın başlangıcını da simgeleyebilir niteliktedir. Bu resimde ayrıca diğerlerinden farklı olarak kağıda çerçeve çizilmiş ve Farsça tarih atılmıştır. Bellini yeteneğinin sınanmasından rahatsızlık duymaya başlamıştı ki bu sefer de kendi portresini yapması istendi. Buna da itaat eden ressam nihayet Grand Turco ile tanışma fırsatı buldu. Bu sefer Grand Turco ondan kendi otoportresini yapmasını istiyordu. Fatih’in portre yaptırma konusundaki ilk girişimi, Bellini’den yaklaşık 20 yıl kadar önce, Veronalı Matteo di Pasti’nin İstanbul’a çağrılmasıyla başlamış; fakat Di Pasti’nin bindiği gemi Venedikliler tarafından ele geçirildiği için, sanatçı İstanbul’a ulaşamamıştı. Ressam, yaşamının son döneminde bulunan ve nikris hastalığı olan padişahı, gayet gerçekçi bir biçimde resmetmişti. 25 Kasım 1480 tarihli bu portrede, arka planda, dönemin Venedik kiliselerinde görülen klasik bir kemer vardır. Portenin yapılışı bile Doğu ile Batının bir araya gelişini göstermektedir. Bir başka ilginç tarafı da, üst köşelerde bulunan taçlar. Bu taçlar, Fatih `in hakim olduğu toprakları sembolize ediyor: Rumeli , Anadolu ve Karadeniz. Fatih başında kırmızı serpuşa sarılı, kat kat beyaz kavuk, kürk yakalı kırmızı kaftanının içinde üşüyor gibidir. Yüzü solgun, gözleri çukurlarına kaçmış elmacık kemikleri de siyah fonda belli belirsizdir. Kemerli, uzun burnu ağzını örtecek neredeyse, bakışları donuktur. Bellini, Fatih’in Doğu Roma'dan sonra Batı Roma'yı da fethetme planları yaptığını bildiğinden, iki Roma sütununun arasına hapsetmiştir İstanbul fatihini. Üzerine de Bizans, Karaman ve Pontus taçlarının arasında fildişi gibi parıldayan bir zafer takı yerleştirmiştir. Fatih asker kimliğinden sıyrılıp aristokratik bir havaya bürünmüştür. Fatih portreyi çok beğendi. Bellini’yi ihsanlara boğdu. Fakat kısa bir süre sonra Rodos Şövalyeleri üzerine sefer planlıyordu ve sarayında Papa’ya bağlı birinin bulunmasını doğru bulmuyordu. Batı sanatının ne durumda olduğunu görmek ve batı kültürünü yakından tanımak isteyen Fatih Osmanlı Rönesansı için yeni bir üslup arayışına girmek istemiş ama sağlığı bunu tamamlamasına müsaade etmemişti. Yerine geçen oğlu II.Beyazıt duvarlarda insan suretinin görünmesinin günah olduğuna inandığından Topkapı Sarayı’ndaki tün Bellini eserlerini kaldırttı. Birçok eser Fatih’in torunları tarafından orada burada satıldı. 1877-1880 yılları arasında İstanbul’da İngiliz elçisi olan ve aynı zamanda Nemrut Dağı’nı bilim dünyasına tanıtan arkeolog olarak da tanınan Henry Layard, tabloyu 1865’te Venedikli bir koleksiyoncudan satın aldı. Tablo, Layard’ın vasiyeti üzerine, 1916’daki ölümünün hemen ardından Londra’daki National Museum’a bağışlandı. Böylece Fatih’in Osmanlı Rönesansı hayalleri başlamadan sonsuza kadar sona erdi. Buna rağmen Bellini’nin tablosu sahibini tüm dünyaya tanıtmaktan vazgeçmedi. Bir sanatçının tek dileği de bu değil midir? Kaynak ve alıntı: Wikipedia.Org Çağla Güvelioğlu Alan Chung Ekşi Sözlük Yeşim Vesper Tolga Uslubaş Milliyet Sabah Radikal Toplumsal Tarih Gülru Necipoğlu Sedef Ecer Önder Kaya |