SANAT HABERLERİ KÖŞE DİYOR Kİ AKTÜEL

Sanat Eserlerinin Sigorta Sorunu ve Sanatçıların Kriz Önlemleri

 

ART-IK

Paylaş
Kasım ve Aralık ayları yılın son çeyreği olmasına rağmen oldukça ilginç gelişmelere sahne oldu. Tabi ülkemizde dünyada olup bitenleri günü gününe takip eden bir sanat gazetesi olmadığı için bu haberleri yine Telegraph, The Guardian, Times, İndependent gibi gazetelerden takip etmek zorunda kaldık. Oysa her gün dünyada olup biteni ayağımıza getiren günlük gazeteler gibi bir de dünyada sanat alanında olan biteni ayağımıza getiren günlük bir gazete olsa ne iyi olurdu. Türkiye’de para getirmeyen şeylere yatırım yapılmadığı için şu an için bu bir hayalden öteye gidemiyor. Neyse gelelim konumuza. Geçtiğimiz hafta Avrupa’da şaşırtıcı bir şey oldu. Avrupalı bir devlet değerli sanat eserlerini kaybetti. Türkiye’de olsa şaşırmayacağımız bir şey ama mevzubahis Avrupa olunca insan ister istemez şaşırıyor. Üstüne üstlük bu olay İngiltere’de vuku bulunca daha da ilginç bir hale geliyor konu. Geçtiğimiz yıl içinde İngiliz devletinin sanat koleksiyonundan milyonlarca sterlin değerindeki eserlerin kaybolduğu açıklandı. 1 Kasım 2007'den 31 Ekim 2008'e kadar toplamda sekiz eserin kayıp olduğu bakanlar tarafından bildirildi. Aralarında Amerikalı sanatçı R. B. Kitaj ve İngiliz sanatçılar Michael Angelo Rooker ve William Scott'ın imzasını taşıyanların da bulunduğu sanat eserleri, Londra'daki İngiltere Büyükelçiliği'nden kayboldu. Kayıp eserlerden iki tanesi Azerbaycan'daki İngiliz Büyükelçiliği'nde yanlışlıkla satılmış ve bu hata telafi edilememişti. sahipleri kaybolan eserlerin binlerce sterlin değerinde oldukları düşünülürse olay bambaşka bir boyut kazanıyor. Kuşkusuz devletin sanat eserlerini kaybetmesi ya da yanlışlıkla satması fikrinin son derece sarsıcı ve şok edici. Peki ama şimdi İngiliz hükümetinden kim hesap soracak? Kaybedilen eserler İngiliz halkına, toplumuna mı aitti yoksa İngiliz Hükümeti’ne mi? Bu sorular henüz cevap bekliyor. Bir diğer ilginç şey ise kaybedilen eserlerin sigorta edilmemiş olması. Sanat eserlerinin sigorta edilmesi maalesef ülkemizde olduğu gibi dünyada da büyük sorun. Günümüzde birçok sanatçı atölyelerini sigortalatıyorlar. Ama sigortanın kapsamı insanı tatmin etmiyor. Zaten hükümetler de dahil olmak üzere pek çok kurum, kuruluş, galeri ve sanatçı da sanat eserlerini sigortalatmıyor. Ne kadar vahim bir durum değil mi? Kaybolan eserlerin İngiliz toplumuna mı yoksa İngiliz devletine mi ait olduğu konusu açılmışken geçtiğimiz günlerde yine İngiltere’de meydana gelen bir tartışma bu soruya ilginç bir yaklaşımda bulundu. İngiltere ve Galler’deki Katoliklerin dini lideri ve Westminister Roma Katolik Kilisesi Başpiskoposu Kardinal Cormac Murphy-O’Connor, Londra’daki National Gallery’de sergilenen Piero della Francesca’nın İsa Peygamber’in Vaftizi / The Baptism of Christ isimli tablosunun müzeye değil Katolik Kilisesi’ne ait olduğunu ve kiliseye verilmesi gerektiğini söyledi. Tabi bu biraz saçma bir iddia. Ortaçağ’da yaratılmış neredeyse tüm sanat ürünlerinin dini etkiler taşıyor. Dolayısıyla böyle bir durumda aynı psikopos Ortaçağda yaratılan tüm eserlerin kiliseye ait olduğunu iddia edebilir. Bu düşünceden hareketle bu eserler müzelerden alınarak kiliseye verilmeli. Oldukça dayanaksız bir iddia. Gelelim dünyanın yaşadığı ekonomik krizin sanata olan etkilerine ve sanatçıların krize karşı aldıkları önlemlere. Bildiğiniz gibi Çağdaş sanatın en pahalı isimleri arasında yerini alan Britanyalı kavramsal sanatçı Damien Hirst, Sotheby's müzayede evindeki Beautiful Inside My Head / Kafamdaki Güzel adlı sergisinden elde ettiği yaklaşık 100 milyon sterlinlik gelirin ardından, sanat piyasasının çok pahalı olduğunu dile getirdi. Bu, Hirst’ün şimdiye kadar ki en samimi beyanatıydı. Serveti milyon sterlinlere ulaşan bir sanatçının ‘sanat pahalı’ açıklaması yapması gerçekten samimi bir itiraf. Damien Hirst, geçen hafta New York'taki müzayedede üç milyon dolar değer biçilen ancak fahiş bulunduğu için satılamayan Beautiful Artemis Thor Neptune Odin Delusional Sapphic Inspirational Hypnosis Painting adlı dört kuru kafadan oluşan eserinin pahalı olduğunu kabul etti. Hirst, yaptığı açıklamada "Geçen yıl bu tablo benden yarı fiyatına alınmıştı. Bu bir bakıma iyi... Artık daha gerçekçi fiyatlar arıyoruz. İnsanlar aldıkları şeyleri ertesi gün satmıyor. Bir sanatçı da insanlardan bunu ister; eserlerinin duvarları süslemesini. Sanatçılar insanlar eserlerini almadıkları için sanat yapmayı bırakmaz." dedi. Evet, Hirts’in açıklamasındaki şu kelime ilgi çekici; ‘‘gerçekçi’’ fiyatlar. Maalesef, pek çok sanatçının pek çok eseri gerçekçi olmayan fiyatlara satıldı ve satılmaya devam ediyor. Satılmaya da devam edecek. Krizde tablo alımlarının düştüğü bir gerçek. Ressamlar da krize karşı çeşitli önlemler almaya başladılar. Sergi açılışında çıkacak maliyetten çekinen sanatçılar kişisel sergi yerine karma sergi açmayı tercih ediyorlar. Resim sanatı masraflı bir uğraş. Gerek malzemesi, gerek sergilenmesi hayli masraflı. Bunun üzerine bir de açılışta kokteyl yapıyorsunuz, galeriye maddi bağış olabiliyor, davetiye ve afiş hazırlıyorsunuz. Sergi 15 gün açık kalıyor, insanlar galeriyi gezip ’elinize sağlık’ diyerek gidiyor. Yani ressamlar adına ortada hazin bir durum var. Kişisel serginin astarı yüzünden pahalı. Bazı ressamlar sergideki masraflarını bile çıkaramıyorlar. Yani eser satışıyla geri dönüşüm olmuyor. Bu yüzden de sanatçılar karma sergi açarak maliyeti azaltmayı tercih ediyorlar. Ne kadar hazin bir durum değil mi?

Geçtiğimiz günlerde bir kaynakta Picasso’nun gerçek adına rastladım. Picasso'nun tam adı: Pablo Diego Jose Francisco d Paula Juan Nepomuceno Crispin Crispipiniano de los Remedios Cipriano de la Santisma Trinidad Ruis Blasco y Picasso Lopez'di. O ise sadece ilk adı ve annesinin soyadını seçti: Pablo Picasso! Atalarımız boşuna dememiş, heybetli bir isim koyalım da heybetli bir adam olsun diye. Picasso, ismi gibi sanatında da heybetli bir ressamdı. Picasso hakkındaki bir diğer anektot ise konuşmayı öğrendiğinde söylediği ilk söz "lapiz" (yani kalem) olması. Ne anne, baba, ne de su, Picasso ilk kez lapiz, yani kalem demiştir. Picasso, konuşmaya başlamadan önce resim yapmaya başladı. 13 yaşındayken babasının yaptığı bir resmi tamamlayınca babası palet ve fırçasını oğluna verip, bir daha resim çizmedi.

Gelelim bir diğer konuya; geçtiğimiz hafta Ressam Mübin Orhon'un satışa sunulan bir eserinin sahte olduğu iddia edildi. 20. yüzyıl çağdaş Türk resminin usta isimlerinden Mübin Orhon'un, Nika Müzayede şirketi tarafından 1 Kasım'da düzenlenen müzayedede satışa sunulan eserinin sahte olduğu iddiaları, sanat gündeminde tartışma yarattı. İddiayı ortaya atan isim ise Mübin Orhon'u ve sanatını yakından tanıyan, üstelik sanatçının eserlerini 16 yıl boyunca sergileyen galerici Haldun Dostoğlu. Şu an piyasada Orhon dışında onlarca sanatçının sahte eserlerinin dolaştığı biliniyor. Maalesef bu konuda yetkili bir merci oluşturulmadığı için bu tarz iddialar her zaman gündem de olacak. Usta eksperler ve restaratörlerden oluşan devlet tarafından tanınmış bir kurul olsa, bu tarz sahte olduğu iddia edilen eserleri bilimsel olarak incelese ve rapor verse ne kadar güzel olurdu. Şu an için bu sadece bir hayalden ibaret sanırım.

Yazının sonunda ise Serkan Özkaya’ya değinmek istiyorum. Sanatçı Serkan Özkaya, bu sene Milano Triennale Bovisa’da gösterilmiş olan ve halen St.Louis'de Boots Çağdaş Sanat Mekanı’nda görülebilen “A Sudden Gust of Wind“ isimli enstalasyonunun devamı niteliğindeki heykeli "Esinti"yi, seri olarak üretip Mudo Concept mağazalarından satışa sunmaya hazırlanıyor. Özkaya, yapıtı sınırlı sayıda üretmek ya da tek örnek olarak bırakmak yerine, talep oranında arz ederek seri üretim yapmayı tercih etmiş. Böylelikle; heykelin kopyalarının değil sadece orijinallerinin var olmasını amaçlamış. İlk etapta 1000 adet üretilen yapıt, talep oldukça yeniden üretilip Mudo Concept’ten satışı sürdürülecek. Bu sayede, bir yapıta sahip olmak isteyen koleksiyoner ya da sanatsever, ilk kez olarak bir galeri, müze veya müzayede evine gitmek yerine, Mudo Concept mağazasına giderek 24,99.-YTL (KDV hariç) karşılığında Özkaya'nın özel kutusu içerisindeki imzalı yapıtına özgünlük sertifikası ile beraber sahip olabilecek. Bilindiği gibi sanatçı, geçtiğimiz yıldan itibaren farklı şehirlerdeki lokantalar ile yine arz-talep ilişkisini, sanat yapıtı bağlamında eşitlemeyi amaçlayan "Bana Onun Kellesini Getirin!"i hayata geçirdi. Özkaya bu tarz fabrikasyon ve magazinel işlerle bir kısmın sempatisini kazanırken asıl sempatisini kazanması gereken büyük bir kısmın da antipatisini kazandığının umarım farkındadır. Özkaya, bir pop-artist olma yolundadır…

İllüstrasyon: Ali AYDIN

 

''Bakakalırım...'' Buket Güreli sergisi

David Shillinglaw
  YABANCI SANATÇILARIN GÖZÜYLE ÇAĞDAŞ SANAT!  
Osang Gwon
  YABANCI SANATÇILARIN GÖZÜYLE ÇAĞDAŞ SANAT!  
Marcus A. Jansen
  YABANCI SANATÇILARIN GÖZÜYLE ÇAĞDAŞ SANAT!  
Ferhat Çelik
  Sokak fotoğrafçılığını seviyorum  
Moiz Zilberman
  TÜRKİYE’DE ÇAĞDAŞ SANAT!  
GÜNÜMÜZ KOLEKSİYONERİNİN BÜYÜK ÇIKMAZI; GÜNCEL SANAT ESERİ Mİ YOKSA TARİHİ ESER Mİ?
Heykeltıraşın İşi Ne Zaman Biter
Milliyet Sanat Ne Kadar İnandırıcı
Atatürk Heykelleri Türk Heykelciliğine Zarar mı Veriyor?
Türkiye' de Sanat Yapılır mı?
 
 
www.haberdaret.com (sanat haberleri | haberdar@ ) 2005- 2012 |  sanat haberleri   ersin dündar galeri internet