|
Antik Yunan'da inci tanesi gibi güzel bir genç kız kendisi gibi yakışıklı bir gence aşık olur. Delikanlı da genç kıza tabii… Gece yarısı olup da ortalıktan el ayak çekilince gizli gizli buluşmaya başlarlar. Sabah şafak sökene kadar el ele, göz göze, diz dize otururlar. Konuşacak pek bir şeyleri yoktur. Zaten konuşmaya ihtiyaçları da yoktur. Bir ay sonra genç adam yüzü solgun bir şekilde çıkar genç kızın karşısına. Dili tutulmuş gibi, boynu bükük öylece durmaktadır, bir kaya gibi sessiz…
-Dönmek zorundayım! Dedi genç adam kulak tırmalayan tiz bir sesle.
Genç adam başka bir ülkeden gelmişti ve geri dönmek zorundaydı…
Böylece kızla delikanlı son gecelerinde birlikte olmak için buluştuklarında kız, yanında bir lamba getirdi ve onu öyle bir yere koydu ki delikanlının gölgesi kayanın üzerine vurdu.
Genç kız sevgilisinin gölgesini kayaya çizdi. Böylece aşığının nasıl göründüğünün kaydını, o anın bir kanıtını, birlikte oldukları dakikayı her zaman saklayabilecekti…
Genç adam ertesi gün gitti ama taşa vuran gölgesi hala orada duruyordu…
Resim işte böyle bulundu!
Sanat Asla Mutluluktan Doğmaz
O günden sonra Yunanlı kız sevgilisini bir daha hiç göremedi… Her geçen gün üzüntüsü o kadar büyüdü ki yaşama sevincini kaybetti. Ağzına bir lokma koymaz oldu. Ve nihayet elden ayaktan düştü…
Kızı kan-ter içinde yatakta yattıkça kahroldu zengin baba! Dünyanın en iyi hekimlerini bulup getirdi ama nafile! Kızını bir türlü kurtaramadı!
Nihayet evin küçük oğlu fısıldadı babasının kulağına ablasının günlüğünde okuduklarını…
Zengin baba yanına ülkenin en iyi ustasını alarak genç kızla genç adamın buluştukları yere gitti ve orada, genç adamın taşa vuran gölgesini gördü.
Usta, çekiç ve keski ile genç adamın taştaki gölgesini çıkardı. Altına büyük bir kaide ekledi.
Genç kız gözlerini açtığında karşısında sevdiği adamın suretini görünce gülümsedi. Ama artık takati kalmamıştı. Son nefesini verdi! Ama gülümsüyordu!
Unutma! Sanat asla mutluluktan doğmaz!
Alıntı: Chuck Palahniuk - Tıkanma |