|
Yer Sistine Şapeli… Meleklerle birlikte uçan, uçmak değil de daha çok süzülen kır saçlı ve kır sakallı bir adam… Yumuşak yüzünde derin çizgiler barındıyor… Güngörmüş, geçirmiş, bilge bir adam imajı veriyor bu derin çizgiler ve kır sakalı ona… Eli gergin… Bugün televizyon reklamlarında görmeye alıştığımız ‘Nokia’nın ‘connecting people’ reklam sloganında olduğu gibi elini bir başkasına uzatıyor… Ama diğerinin o kadar uzanacak gücü yok… Nedeni basit! Çünkü henüz yaşam enerjisini almamış… Neden bahsettiğimi tahmin ettiniz. Evet, Michelangelo’nun en ünlü eserlerinden biri olan ‘Adem’in Yaradılışı’ndan… Sistine Şapeli’nin tavanında yer alan bu resim sanat tarihinin en önemli eserlerinden biridir. Yeryüzünde yatar vaziyette duran Adem, gökyüzünde melekler ile birlikte uçarmış gibi gözüken Tanrı’ dan yaşam enerjisini almak üzeredir. Kompozisyon ikiye bölünmüştür. Solda Adem sağda da Tanrı ve melekler bulunmaktadır. Michelangelo’ nun dehası mükemmel bir kompozisyon merkezi oluşturmuştur. Adem elini uzatırken Tanrı da ona yaşam enerjisini vermek için elini uzatmaktadır. Adem’in eli, daha yaşam enerjisini almadığı için, uzanacak kadar güçlü değildir. Tanrı’nın eli ise gergindir. Resim ifade ettiği anlam bakımından çok ünlüdür.Michelangelo Tanrı’yı betimleyen ilk ressamlardan biridir. Bu tablosunda Tanrı’nın uzun kır saçı ve sakalı vardır. Bu onun daha heybetli görünmesini sağlamaktadır. Yüzündeki derin çizgiler bilgeliği ve güçlülüğü temsil eder. Yüz ifadesi Sistina Şapeli’nin diğer Tanrı figürlerine nazaran daha yumuşaktır. Michelangelo Tanrı’yı hayal ederken büyük olasılıkla antik Yunan Tanrısı Zeus’tan etkilenmiştir. Zeus da uzun kır sakallı olup saçları enseye kadar inmektedir. Gücünü ve heybetini anlatmak için kasları abartılı gelişmiştir. Adem’in duruşu Tanrı’nınkinden farklıdır. Kutsal Ruh bedenine daha geçmediği için bitkindir. Hareketleri yavaşlamış gibidir. Yüzünde masum bir ifade vardır. Babasına, yani Tanrı’ya ulaşma isteği yüzünden anlaşılır. Michelangelo Adem’in fiziğini abartılı çizmiştir ama Tanrı’ya uzanan kolu anatomik açıdan hatalar içermektedir. Resim Heykelden Daha Alt Bir Sanattır Michelangelo kendini heykeltıraş olarak görse de hayatı boyunca pek çok kez resim yapmak zorunda kalmıştır. Resmi sevmediğini, birçok kez onu heykelden daha alt bir sanat gördüğünü çekinmeden dile getirmiştir. Tanrıyı resmedecek kadar cesaretli olan bu adam, rönesansın ünlü ressamlarını karşısına alacak kadar da gözü karadır. Rafael hakkında ‘ona bildiği her şeyi ben öğrettim’ diyecek kadar cüretkar, İsa’yı cinsel organı ortada çizecek kadar da deli cesaretlidir. (dünyada cinsel organı ortada olan İsa’yı resmeden belki de tek ressamdır. Daha sonra İsa Papa’nın emriyle boyanmıştır…bknz: Sistine Şapeli ‘mahşer’) Mermerin İçinde Hapsolmuş Meleği Gördüm ve O Serbest Kalana Kadar Mermeri Yonttum Michelangelo aylar süren itinalı çalışmadan sonra Davut heykelini bitirir. Elindeki çekici bir kenara fırlatır ve heykele dönüp "Konuş be adam" diye bağırır. Eserinin ne kadar kusursuz olduğunun kendisi de farkındadır. Michelangelo heykeltıraştaki rüştünü kanıtladığı ilk ve en ünlü eseri olan çocuk kral Davud’un heykelini yaptığında henüz 26 yaşındadır. Beş buçuk metrelik bir mermer kütleden çıkaracağı eser için genç dâhi, mermer bloğun yanına bir baraka inşa ederek, yardımcısız bir şekilde, çoğu zaman geceli gündüzlü çalışarak Rönesans sanatının harikalarından biri olarak kabul edilen David’i yaratır. David figürünün omzunun üzerinde dikkat çeken sapanın yanı sıra figürde neredeyse mükemmel ‘insan oranı’ betimlenmiştir. Michelangelo’nun Davut heykeli erkek insan form bilgisi esas alınarak disegno sanatsal disiplini ile temellendirilmiştir. Bu disipline göre heykel en iyi sanat şekli olarak ortaya konmuştur, çünkü ilahi yaratılışı taklit etmektedir. Michelangelo bu disipline olan bağlılığını şu davranış şekliyle ortaya koymuştur: Sanki Davut onun çalıştığı mermer bloğun zaten içindedir ve onu dışarıya çıkarmak ister! (Aynı insan ruhunun bedenin derinliklerinde bulunduğuna olan genel inanç gibi. Gerçek insan oranları gözetildiğinde heykelin oranları oldukça farklıdır. Baş ve üst-vücut, alt-vücut oranlarına göre daha büyüktür. Kimileri bunu maniyerist stile dayandırsa da, en kabul görmüş açıklama heykelin bir kilise cephesine veya yüksek bir kaidenin üzerine oturtulma amacıyla hazırlanmış olması ve bu şekilde bir açıdan bakıldığında oranların doğru görülecek olmasıdır. Michelangelo 6 mart 1475'te Arezzo yakınlarındaki Caprese'de doğan Michelangelo di Lodovico Buonarroti Simoni, Rönesans döneminin en ünlü isimlerinden biriydi. Ressam, heykeltraş, mimar ve şair olarak tanınmıştı. Ailesi, o daha bir aylıkken Floransa'ya taşındı. Annesi altı yaşındayken ölen Michelangelo, 13 yaşına geldiğinde Floransa'da fresk ressamı Domenico Ghirlandaio'nun yanına öğrenci olarak verildi. Bertoldo di Giovanni'nin zamanında, Medici ailesine ait olan San Marko bahçesinde çalışan genç Michelangelo, bu arada Lorenzo de Medici ile tanıştı. Michelangelo, heykeltıraştaki rüştünü kanıtladığı ilk ve en ünlü eseri olan çocuk kral David'in heykelini yaptığında henüz 26 yaşındaydı. 5.5 metrelik mermerden çıkaracağı eser için, mermer bloğun yanına bir baraka inşa ederek, yardımcısız ve çoğu zaman geceli gündüzlü çalışarak Rönesans sanatının harikalarından biri olarak kabul edilen 'Davut' heykelini yarattı. 1505 yılında Papa II. Julius tarafından kendisine, en önemli başarılarından biri olacak Vatikan'ın yanındaki Sistine Şapeli'nin tavan resimlerinin yapılması işi verildi. Üç yıl sonra başlayacağı bu görevi, 520 metrekarelik bir alanda yaklaşık dört yıllık bir çalışmanın ürünü olarak bitirdi. Ortasında, her biri Adem, Havva ve Nuh Tufanı'yla ilgili İncil'in Eski Ahit'inden alınma öykülerden esinlenerek yapılan resimlerin olduğu dokuz pano bulunan freskin yan unsurları mitolojik figürlerle bezelidir. Özellikle 'Ademin Yaradılışı' batı resim sanatının en canlı tasvirlerinden biri kabul edilir. 1519'da Cosimo de Medici'nin soyunun son temsilcisi Lorenzo de Medici'nin ölmesiyle Michelangelo, onla birlikte genç yaşta ölen Nemours Dükü Giuliano'nun mezarlarının konulduğu kiliseye iki ünlünün heykelini yaptı. 1534'te Papa II. Paul, heykeltraşı ve mimarı olan Michelangelo'dan Sistine Şapeli'nin sunak duvarına bir kıyamet tasviri yapmasını istedi. Şimdi Meryem'in göğe yükselişi, İsa'nın vaftizi ve Musa'nın hükmünün anlatıldığı freksler süsler bu duvarı. 'Kıyamet Günü' tablosuna başından beri muhalefet eden yeni Papa IV. Paul ise, tablodaki imgelerin fazlaca müstehcen göründüğünü belirterek Michelangelo'dan tabloyu biraz daha 'düzgün' hale getirmesini isteyince, ustanın cevabı şu olur: "Papa'ya söyleyin, bu küçük bir mesele ve kolaylıkla uygun hale getirilebilir. Önce kendisi yaşadığımız bu dünyayı uygun ve yaşanılır bir hale getirsin, o zaman bu tablo da aynı uygunluğa girecektir." Michelangelo'nun yaşadığı çağ, kendisiyle boy ölçüşebilecek derecede yetkin ressam ve heykeltıraşçılara da tanıktır aynı zamanda. Bunların başında Rafael ve Leonardo Da Vinci gelir. Hayatının son dönemini Roma'daki Aziz Peter Kilisesi'nin mimarı olarak geçiren Michelangelo, 18 Şubat 1564 tarihinde 89 yaşında ölür. Rönesans sanatına benzersiz bir etkide bulunan Michelangelo, klasik sanat tekniklerini öğrenmesinin yanı sıra, asıl olarak insan formunu her açıdan tasvir edebilmek için kadavralar üzerinde çalışıp, Yunan ve Roma sanatından devraldığı idealleştirilmiş insan tasarımlarını ulaştığı gerçekçilik boyutunu yakalamaya çalışır. Batı resminin babası olarak bilinen Giotto'nun resmindeki doğallık ve gerçekçilik ile 15'inci yüzyıl başında tam olarak anlaşılabilen derinlikte perspektif olgusunu geliştirip kendi tarzına temel yapan Michelangelo, onlarca heykel ve freske imza atıp Roma'nın yeniden inşa ve düzenlenmesinde de önemli görevler almıştır. Kaynak ve alıntı: www.alka.com.tr , vikipedia |