|
Yıl 2003. Türkiye krizin etkilerini yeni yeni atlatıyor. Tanınmış bir iş adamı ile bir ekonomi dergisinde yayınlanacak röportajı için randevumuz var. Gösterişli bir plazadaki ofisini girdiğimiz gözümüze ilk çarpan şey duvarlardaki tablolar oluyor. Bu tablolar bugün bir müzede olması gereken tablolar, yani tarihi açıdan önemi olan tablolar. Nasıl ki Osman Hamdi’nin Kaplumbağa Terbiyecisi isimli tablosu benim anlam veremediğim bir şekilde Türk resminin neredeyse sembolü olmuştur ve hak ettiği yer bir müzedir, bu iş adamının sahip olduğu tablolar da aynı biçimde bir ofisten ziyade müzenin duvarını süslemesi gereken cinsten eserlerdi. Özellikle üzerinde duruyorum; bugün herhangi bir alaylı ressam yapsa on lira vermeyeceğimiz fakat tarihi öneme haiz olmasından dolayı milyon liralar ya da dolarlar saçılan türden eserler… Röportaja başladığımızda konu ister istemez resme geldi ve iş adamı aslında kendisinin minimalist tarzda eserlerden hoşlandığını söyledi. Daha önce başka bir dergide yer almış olan evinin resimleri gösterdi. Evinin hemen hemen her duvarında evin dekorasyonunu tamamlayan minimalist eserler vardı. Sipariş üzerine yapılmış tablolar olmasına rağmen son derece etkileyici çalışmalardı. Haliyle çalışmaların sahibinin (tablosunu satsa da ressamın o resmin gerçek sahibi olduğunu düşünürüm) ismini sordum. İsmini hatırlamasına rağmen soyadını hatırlamadı. “Bu tarz eserlerden hoşlanıyorsanız neden bu tarz eserlerin koleksiyonunu yapmıyorsunuz?” diye sordum. Kendimce haklıydım; minimalist çalışmaları seven birinin minimalist eserlerin koleksiyonunu yapması son derece doğal ve mantıklıydı. Aldığım cevap ilginçti; “Ama bu tarz eserler para etmiyor.” Benim sevdiğim bir şeyin ucuz olması beni sevindirirken karşımdaki iş adamını üzmesi garibime gitmişti. Önemli olanın pahalı olana sahip olmak mı yoksa her baktığınızda sizi bambaşka dünyalara götüren, içinizde farklı duygular uyandırana sahip olmak mı olduğunu anlayamamıştım. (Hala da anlayabilmiş değilim. Bunu, çölde yaşayan bir adamın pahalı diye lüks bir yat siparişi vermesine benzetiyorum) Bu, Van Gogh’un yaşarken sadece tek bir resim satmasına rağmen bugün tek bir eserinin milyon dolarlar etmesinin en büyük nedenlerinden biri. Bugünü yaşayan insanlar geçmişin eserlerine rağbet gösterdiği için günümüz sanatçıları maalesef büyük zorluklarla karşılaşıyor, yaratıcılığından ve özgün olma çabasından ödünler vermek zorunda kalıyorlar. Oysa Avrupa bu konuda çoktan uyandı. Meçhul grafitti sanatçısı Banksy’nin eserleri milyon dolarlara satılıyor. Keza çizgi romanın önde gelen isimlerinden, Fransız sanatçı Enki Bilal’in eserleri yine milyonlarca dolara satılıyor. İngiliz sanatçı Damien Hirst‘ün köpekbalığı, domuz, koyun, boğa gibi hayvan cesetlerini sergilediği eserleri ile pırlantalarla süslediği kafatası ve ilaç tabletlerinden oluşan enstalasyonu milyon dolarlara alıcı buluyor. Eylül 2008’de Londra Sotheby’s Müzayede Evi’nde satışa çıkan 223 parça çalışması 200 milyon dolara satıldı. AmTürkiye sanat eseri piyasasında en yüksek fiyata satılan eserler sıralamasında Osman Hamdi Bey tabloları ilk iki sırayı paylaşıyor. “İstanbul Hanımefendisi” yaklaşık 8 milyon, “Kaplumbağa Terbiyecisi” 5 milyon YTL’ye satılmıştı. Biz de ise en son Contemporary İstanbul’da Burhan Doğançay ‘stonewall’ ismini verdiği Doğançay’ın Milas’ta 30 yıldır lastik tamirciliği yapan Kemal Ada’nın dükkanından ilham aldığı eseri 1 milyon TL etiketi ile satışa sunuldu. Hayatını sanata adamış Doğançay’a yakışan bir fiyattı bu ama beklenildiği gibi alıcı bulmadı. Satılsın satılmasın bugüne kadar Türk çağdaş sanatçılarının eserleri içinde talep edilen en yüksek rakamdır bu. Elbette kimseyi şaşırtmadı çalışmanın satılmaması. Ne zaman ki Burhan Doğançay’ın eserleri güncelliğini yitirip tarihi yönden değer kazanacak, o zaman milyon dolar ödenerek satın alınacak. Deutsche Bank Genel Müdür Yardımcısı Saruhan Doğan taktir ettiğim koleksiyonerlerden biridir. Doğan, yaptığımız bir söyleşide şunları söyledi; “Yeninin peşinde koşuyorum. 1930’larda yapılmış modern bir resim çok ilgimi çekmiyor. Paramı enstalasyonlara, video ve dijital baskı eserlere yatırıyorum. Sadece Türk sanatçıların eserlerini koleksiyonuma ekliyorum: Haluk Akakçe, Leyla Gediz, Hüseyin Çağlayan, Güçlü Öztekin, Erinç Seymen... Özellikle daha genç sanatçıları koleksiyonunuza eklediğiniz zaman bir kısmı ileride hiçbir parasal değer kazanmayabilir. Ama bir kısmında da tam tersi oluyor. 10 liraya aldığınız şey birkaç yıl sonra binlerce, yüz binlerce lira da edebiliyor.” Artık sanat tüccarlarının tarihi öneme haiz eserlerin peşini bırakarak güncel eserlere ve güncel sanatçılara yönelmesinin vakti gelmiş hatta geçmektedir. Her konuda bizden 100 yıl ileride olan Avrupa’yı yakalama şansımız bir tek güncel sanat alanında olasıdır. Bu şansı da güncel sanatçı ve eserlere ‘bugün’ yatırım yaparak kullanabiliriz, ama asla ‘yarın’ değil. Bir sanatçı da bugün değer gördüğünü bilmek ister, asla yarın değil... |