|
Geçtiğimiz yıl gazeteci/eleştirmen bir arkadaş 350 YTL karşılığında genç sanatçıların sergi açılışlarını köşesine taşıyordu.Sergiyi gezmeden methiyeler düzüyordu. Tabi şimdi kriz var, enflasyon var, sanırım fiyatını iki-üç katına çıkarmıştır. Genç bir sanatçıysanız, hele hele ilk serginizi açacaksanız ve açılışınızda in-cin top oynamasın istiyorsanız bu kadar fedakarlık çok olmasa gerek. Sen vermezsen, ben vermezsem zavallı adam çocuğunu özel okulda nasıl okutacak, daha bunun araba taksiti var, garsoniyer kirası var… Neyse! Asıl beni sarsan geçen ay yaşadığım bir olay oldu. Yurt dışından bir misafirim geldi. Hazır buradayken Contemporary İstanbul’u gezdireyim de Türk sanatının ne durumda olduğunu görsün, hem de yorum yapsın. Zira kendisi yurt dışında bir sanat haberleri portalı editörü. İşin okulunu okumuş, altından girip üstünden çıkmış. Önce bir diğer arkadaşımı almak için işyerine gittik. İşyeri dediysem Türkiye’de günlük yayınlanmakta olan bir gazete bu. Kendisi de kültür-sanat sayfalarında görevli. Biz yabancı misafirimle çayımızı içip arkadaşımızın toplantısının bitmesini beklerken gazetedekiler de hummalı bir biçimde ertesi günün sanat sayfalarını hazırlamakla meşguldüler. Yazı işlerinde çalışan gençten üç-beş arkadaş sanat haberi yapalım diye kararlaştırdılar. Sanat dediysem plastik sanatlar. İlk aşama tamamlandı. Plastik sanatlarla ilgili haber yapılacak. Şimdi ikinci aşama, ne haberi yapılacak? Bir ressamla görüşmeye karar veriyorlar. Buna karar vermeleri yaklaşık 30 saniye sürüyor. İkinci aşama da tamam. Sıra üçüncü aşamada, hangi ressamla görüşülecek? En uzun bu aşama sürüyor, 3 dakika. 3 kişi ancak 3 isim ortaya atabiliyor. Herkesin ağzındaki azı dişine kadar tanıdığı 3 kişi. Sonra da belirlenen bu üç kişinin kapısını çalıyorlar. Maksat randevu alıp görüşmek. En son ne iş yapmış, son sergisi neymiş araştıran yok. Belirledikleri üç kişiden ‘Lale Ressamı’na ulaşıyorlar. Türk resim sanatını uçuran bir sanatçı bu. Türkleri bırak yabancılar bile çok meraklı çalışmalarına. Yurtdışına en çok resmi giden ressamımız. Cumhuriyet tarihi boyunca bütün ressamların toplamından daha fazla resmi satılmış. Yabancı misafirim ister istemez merak ediyor bu ressamı. İsmini bir kağıda yazıp uzatıyorum. İnternetten çalışmalarına bakıp gülümsüyor. ‘Gideceğimiz yerde de bunlardan varsa Sultanahmet’teki hediyelik eşya satan dükkanları gezmeyi yeğlerim’ diyor. Susuyorum. Maalesef haber yapılırken doğru dürüst araştırma yapan yok. Bunun sonucunda bazı balon sanatçıların fiyatları kısa sürede roket gibi fırlıyor. Aslında olay balon-pompalama eğrisiyle açıklanabilir. Medyanın böyle özensiz haber yapması, sayfa hazırlaması üzücü. Ama bence fazla uzun sürmeyecek, bu balonlar patlayacak. Gerçi Damien Hirst ve Banksy’e hala milyon dolarlar ödeyenler var ama Allahtan ümit kesilmez. Neyse, arkadaşımız toplantıdan çıktı da biz de diğer sayfa haberlerinin nasıl hazırlandığına şahit olmaktan son anda yırttık. Üçümüz birlikte Contemporary İstanbul’a gittik. Yabancı misafirim şehir içinde böyle bir fuar yerinin olmasına şaşırdı. Artı puanı aldık. Ben olaya tamamen milliyetçi bir çerçeveden bakıyorum çünkü. En ufak bir eleştiriye tahammülüm yok. Eleştiri yaparsa benim de kontralarım hazır. Lafı gediğine koyacağım. Sonradan aldığım istatiklere göre fuara, 11 değişik ülkeden 238 sanatçı katılmış. 90’ı yabancı, 148’i yerli. Etkinlikte 64 galeri yer almış. Sergilenecek eserlerin yüzde 80’i satışa çıkarılmış. Fuarı 48 bin kişi ziyaret etmiş. Bunların 14 bini öğrenciymiş. Sergilenen eserlerin liste fiyatının tutarı 21 milyon 500 bin YTL imiş. Satışa sunulan eserlerin yüzde 56’sı alıcı bulmuş. Yani 11 milyon 500 YTL ödenmiş. Yabancı misafirim fuarlardan bienallerden aldığı kadar zevk almadığını, aynı çatı altında bu kadar insanın aklında, sunumunda, dilinde, davranışlarında paranın kokusunun yayılmasından hoşlanmadığını belirtti. Ne yalan söyleyeyim ben de aynı fikirdeyim. Onu önce gururlar Doğançay’ın 1 milyon dolar etiketli “Stonewall”a götürüyorum. Türk çağdaş sanatçılarının eserleri içinde talep edilen en yüksek rakam bu. Fuarın ikinci günü, hala satılmamıştı, zaten satılmayacaktı da. Arkadaşım uzun süre inceledi. Yabancıların garip bir huyu vardır, her gördüklere şeye önce abartılı bir biçime ‘fantastic’ diye tepki verirler. Beş dakika sonra asıl düşüncelerini söylemeye başlarlar. Misafirim yorum yapmadan önce benden Doğançay hakkında bilgi istedi. Elimdeki katalog yardımıyla dilimin döndüğü kadar anlattım. Sonra yorumunu istedim. Bana, bu tarz bir çalışmanın genç sanatçılar ya da sanatçı insiyatifleri tarafından yapılmasının daha doğru olduğunu, Doğançay gibi bir sanatçının bu tarz bir eseri ülkenin en büyük fuarında bu etiketle sergilemesini şahsen yakıştıramadığını söyledi. Sembolik olarak yani fiyat bakımından evet, son derece doğruydu. Doğançay bir çağdaş Türk sanatçısının eserinin bu kadar edebileceğini göstermek istemişti ve bunda başarılı da oldu. (Doğançay, Contemporary’nin en çok sanatçısıymış) Misafirimin tek eleştirisi bu oldu, ortaya çıkan eser ile Doğançay’ı birbirlerine yakıştıramadım. Hayatını sanata vermiş bir sanatçı olan Doğançay, aylarını verdiği bir eseri pazara sunarken talep ettiği rakamı yani bu esere biçtiği değeri mutlaka aylarca düşünmüştür. Talep ettiği meblağ gerçekten de bir çığır açacak kadar cüretli ve cesaretli. Tüm dünyada çağdaş sanat eserlerinin satış fiyatları da giderek yükseliyor. 2006’da 800 civarında olan 1 milyon dolar ve üzerindeki sanat eseri adedi 2008’de 1245’i geçti. Şimdi Burhan Doğançay da bunlardan biri. Bu talep yakın ve uzak vadede Türk sanat ve sanatçısına ne kazandıracak tartışılır. Ama yabancı misafirimin yorumu üzerine eve döndüğümüzde aynı mantıkla oluşturulan eserleri incelediğimizde ona hak verir gibi oldum ama dedim ya, ben olaya tamamen milliyetçilik penceresinden bakıyordum, onun ak dediğine ben kara diyecektim. Türkiye’de her yıl ortalama 100 milyon euroluk çağdaş sanat eseri satılıyor. Tüm dünyada ise 9,2 milyar dolar. Türkiye sanat eseri piyasasında en yüksek fiyata satılan eserler sıralamasında Osman Hamdi Bey tabloları ilk iki sırayı paylaşıyor. “İstanbul Hanımefendisi” yaklaşık 8 milyon, “Kaplumbağa Terbiyecisi” 5 milyon YTL’ye satılmıştı. Bu iki eseri Şeker Ahmet Paşa’nın “Ayvalar ve Narlar”ı takip ediyor. Doğançay’ın eseri satılsaydı 4. sıraya yükselecekti ve şu anda en pahalı Türk eserleri listesindeki yaşayan tek isim olacaktı. Osman Hamdi Bey’in “Rüstem Paşa Camii” isimli eseri 5. sırada yer alacaktı ama olmadı. Kısmet deyip konuya nokta koyalım. Gelelim Türkiye’nin her on bilemediniz 5 yılda bir yaşadığı adına yabancıları kriz dedikleri bizim için olağan, ağızlara pelesenk olmuş kavrama. Duydum ki kriz sadece iç güveysinden hallice vatandaşı vurmamış. Milyon dolarlık sanat eserleri de krizden nasibini almış. Ekonomik kriz sanat dünyasını da vurmaya başlamış. İngiltere'de ünlü ressam Lucian Freud'in 7 milyon sterline satılması beklenen ‘Francis Bacon’ adlı tablosu, 5.4 milyona alıcı bulması ‘ekonomik krizin belirtisi' olarak değerlendirilmiş. Londra’daki Christie Müzayede Evi'nde satışa çıkarılan Alman doğumlu İngiliz ressam Lucian Freud’in tamamlanmamış eserleri, müzayedecilerin deyimiyle ‘sudan ucuza' gitmiş. Birbirinden ünlü ressamların yağlıboya tablolarının satışa çıkarıldığı müzayede sırasında, Lucian Freud’un 7 milyon sterline alıcı bulması beklenen ‘Francis Bacon’ adlı tablosu, 5.4 milyon sterline satılması salondakileri hayal kırıklığı yaratmış. Sotheby’s Müzayede salonunda da benzer bir durum yaşanmış. Ünlü ressam Andy Warhol’un 4.3 milyon sterline alıcı bulması beklenen bileşik çalışması ‘İskeletler’, 2.7 milyon sterlinden satılabilmiş. Müzayede yetkilileri, son zamanlarda yaşanan ekonomik kriz nedeniyle oldukça değerli sanat ürünlerinin ‘su’dan ucuza satıldığını’ ve bunun büyük bir hayal kırıklığı yarattığını söylemiş. Çok nadir bulunan eserlerin krize rağmen hala alıcı bulduğuna da dikkati çeken Sotheeby's müzayede salonu yetkilisi Roger Griffiths, önümüzdeki ay yapılacak Osmanlı dönemi kıyaferlerin yer aldığı kitapların satışının bunun güzel bir göstergesi olacağını söylemiş. Kolleksiyoncuların her şeye rağmen nadir bulunan eserleri almak istediğini söyleyen Griffiths, “Krize rağmen sanatın kazanmasını istiyoruz” diye konuşmuş. Sanat sanatta kriz en çok koleksiyoner ve galericilere yarar. Şu an alım yapan koleksiyoner ve galericiler iki yıl sonra aldıkları fiyatın iki üç katına satarlar. Yeryüzünde bundan daha karlı bir başka iş var mı acaba? |