REFİK YURTSEVER 4. RESİM SERGİSİ “ Karıncanın Su İçtiği Yer ” den Görünenler ...
25.
Şubat 2010
| Başlama Tarihi: |
25 Şubat 2010 Perşembe, 18:00 |
|
|
| Bitiş Tarihi: |
09 Mart 2010 Salı, 18:00 |
|
|
| Mekan |
MEKE SANAT |
|
|
|
|
|
|
Dördüncü kişisel sergisini açmaya hazırlanan sanatçı, içinde biriken özlem ve acıyla yoğrulmuş yaşama sevincinin tadını tuallerine aktarmıştır.
Büyük bir tutkunun eseri olan resimleri, eline hükmeden ve onu gördüğü her imgeyi deşifre etmeye sevk eden duygu ve düşün dünyasının yaratımıdır.
Resimleri, yer – zaman - mekan kavramlarının iç içe geçtiği, soyutla somut arasındaki çizginin inceldiği farklı bir algılayışı zorunlu kılan sanatçı, kişisel yaşamından öğelerle sosyal gerçeklikleri bir arada harmanladığı, incelenmesi çok katmanlı bir okumayı beraberinde getiren eserleriyle sanatseverle buluşuyor.
Resminin varoluşu, sanatçının öz benliğinin inşaa süreciyle yakından ilişkilidir. Onun hayata bakışının ve resim dilinin şekillenişinin köklerine ulaşabilmek, Amin Maalouf'un dediği gibi, bizi "yolların başlangıcı"na götürmektedir.
Yolların başlagıcı Dicle'nin öte yanıdır.
Güneydoğuda geçen çocukluğunun , bol ışıklı renkli toprak katmanlarının ve toprak ağırlıklı manzaraların önemli bir yeri vardır.
Kenti onun zihnin de bir imge, resmindeki manzara niteliğindedir. Bedeni dışında ruhu da olan objeler, camı dışında ışığı da olan pencerelerle bir bütündür. Rızkın da kabrin de toprak olması gibi beşere; insan bedeninin, soyut manzara ve figürlerle kucaklaştığı da olur uzaklaştığı da onun resminde.
Görünenle düşlenen arasındaki bağın gökle yer arasındakinden farksız olduğu; renklerin yaşam verdiği çizgilerin şekle soktuğu bir resmin mimarıdır; sanatçı.
957 hasatının mahsulü sanatçı, alayın da mektebin de ilkini gördüğü , “ Ateşten gün boyunca şehri kasıp kavuran ağustos güneşinin ,tarihi surlar ardında kaybolup,yerini hafif ılık bir rüzgara terk ettiği bir gece, Diyarbakır garından yola çıkmak için sabırsızlanan, kara trenin derdi gibi ,” aşar surlarını kentinin;
Bileti İstanbul'a kesilmiştir.
Adı şiirlere, türkülere, öykülere, efsanelere yer; dengbejlerin diline söz; binlerce ömre zaman olmuş Diyarbekir'inin sokaklarından – "küçe"lerinden - hanlarından, hamamlarından, evlerinden, tas tas su içtiği musluksuz çeşmelerinden - "kastal"larından – Hamravat'ın suyu mu kurumuştu da yola devam olmuştu?
Taş avluya açılan loş ve serin kilerin bulgur, dövme , mercimek, nohut, yağ, tuz, pekmez ve un küpleri boşaldığı içinmi Amida'ya bu elveda?
Varsın bundan böyle Diyarbakır – İstanbul çizgisinde göçle geçen bir yaşam içinde, Demirciler çarşısındaki örslerin kulağı çınlasın ...
Şimdi onun kulaklarında; elli üç yılın görgüsü ellerinin/ parmaklarının ucunda.
Sergimiz anı olsun...