Röportaj // Ayşegül Sönmez
TÜRKİYE'DE ÇAĞDAŞ SANAT
Eser Baykuş | 24. Ekim 2010
Ayşegül Sönmez: “Sanat pazarının artık eskiden olduğu gibi tek bir coğrafyası yok”Oya Delahaye’nin ardından sorularımızı Radikal gazetesi yazarı, Okan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde çağdaş sanat dersi veren ve bu yılki 2010 Kyoto Ödülleri “sanat ve felsefe” dalında jüri üyesi olan sanat eleştirmeni Ayşegül Sönmez’e yöneltiyoruz. Uzun yıllardır sanat piyasasının içinde olan bir isim Sönmez. “Haksız Tahrik” isimli deneysel bir sergi kitabının ardından “Namus Oyunları” etkinliği çerçevesinde “feminist mi ben mi” ismiyle sahnede canlı söyleşiler düzenledi. Bu yıl, bu setkinlik skype söyleşilerine dönüştü. Ayrıca Ayşegül Sönmez “kadın başına” bir festival başlattı. 08 Mart’ta “Manifesto Koşusu” gercekleşti bu proje kapsamında Garajistanbul’da... Etkinlik kapsamında herkes manifestolar yazdı ve bu metinler özel bir sahnede okundu... Sponsoru olmadığı için ilk etkinliğini bağımsız olarak gerçekleştiren bu festival ayrıca Aslı Yörükoğlu’nun organizasyonu ile sadece kadın vokallerden oluşan bir caz konseri yapmaya hazırlanıyor. Sönmez, Türkiye’de ve dünyada çağdaş sanat hakkındaki düşüncelerini şu cümlelerle açıklıyor; “Bence Türkiye’de bir atılım var… Bunu görmek lazım. Piyasa denilen çağdaş sanat piyasası denilen şey hiç olmadığı kadar elle tutulur gözle görülür bir şeye dönüştü. Bu üretimin cazibesi meselesi kadar küreselleşmenin bir neticesi. Bunu böyle değerlendirmek gerekiyor. Sanat pazarının artık eskiden olduğu gibi tek bir coğrafyası yok. Ekonomik büyümeyle birlikte Rusya, Hindistan ve Çin, jeo-politik olarak sanatı dönüştürdü ve bu da pazarı etkiledi. Venedik Bienali’nin 2007 yılında Afrika, Orta Asya ve Doğu Avrupa, 2009 yılında da Birleşik Arap Emirlikleri pavyonlarını tahsis etmesi boşuna değil. Tıpkı Sothebys’in Türkiye’de ofis açması gibi… O da bu trendin bir sonucu.” Çağdaş sanat koleksiyonerleri ise ikinci sorumuz. Türkiye ve dünyada çağdaş sanat eserleri biriktiren koleksiyonerleri merak ediyoruz; “Ben bir zamanların Peggy Guggenheim’ını bir koleksiyoner olarak çok takdir ediyorum. Hikayesini çok seviyorum. Fotoğraflarını, aşklarını, sanata yaklaşımını… Türkiye’de elbette eskiden beri yani çağdaş sanat moda olmadan önce de çağdaş sanat toplayan koleksiyonerlerin hakkını teslim etmek gerekiyor. Onların başında da Sema Çağa-Barbaros Çağa çifti geliyor, Sevda ve Can Elgiz çifti… Bu ikisi de çok tutkulu çağdaş sanat toplayıcıları… Faruk ve Füsun Eczacıbaşı, Güler Sabancı, Mustafa Taviloğlu… Çağdaş sanatı, 1980’lerden beri takip eden ve bu anlamda sanatçıların meseni olmuş önemli koleksiyoner figürler… En son Ankara’da Ebru Özdemir’in koleksiyonunu görme şansım oldu. Çok genç 1974’lü Ebru Özdemir’in koleksiyonunu çok beğendim. Onun tutkusundan da çok etkilendim. Onun dışında arkadaşım Ari Mesuralem çok genç ve heyecanlı bir koleksiyoner. Video art toplayan koleksiyonerler de var; Saruhan Doğan gibi… Ari Merusalem ve Faruk ve Füsün Eczacıbaşı, Ebru Özdemir, Murat ve Melkan Tabanlıoğlu, Can ve Sevda Elgiz gibi… Müzelerde de görüyoruz. Özellikle İstanbul modern’deki video programlarını severek takip ediyorum. Paolo Colombo yapıyor ve çok önemli seçkileri getiriyor. Şu anda Bruce Nauman, Man Ray gibi isimlerin olduğu bir seri var mesela…” Sönmez’e yönelttiğimiz bir diğer soru ise çağdaş ile güncel sanat arasında bir fark olup olmadığı… “Çağdaş sanatla güncel sanat arasında bir fark vardı. Bakın vardı diyorum. Artık yok… Sothebys ilk müzayedeyi gerçekleştirdi geçtiğimiz yıl ve bu deyiş kendi misyonunu tamamladı. Güncel sanat, bir eleştiriyi, sanatın metalaşmasını, muhalif içeriğini kaybetmesini eleştiriyordu. 1990’ların ortalarında başlayan bir hareketti bu çok genç sanatçılarla… Halil Altındere, Vahit Tuna, Serkan Özkaya, Tunç Ali Çam, Bülent Şangar vs… Çağdaş sanatın çağdaş olana yaptığı vurguyu eleştiriyordu bu genç sanatçılar ve ben de çok genç bir yazar olarak bu hareketin içinde güncel sanatı özellikle kullanıyordum. Milliyet Sanat ve Milliyet kültür sanat sayfasındaki yazılarımda… Çağdaş Türkiye projesinin başarısızlığa uğradığını ifşa ediyordu aslında güncel sanat deyişi… Bir özgürleşmeydi… Ama çağdaş sanat şu anda hiç olmadığı kadar sadece çağdaş sanat. İçindeki o eleştirel damarı yitirdiğini düşünüyorum. Bunu korkarak tersini dileyerek söylüyorum. Çünkü herkes eleştirmek değil hemen satmak, galeriyle çalışmak, müzelere girmek istiyor. Güncel sanatçılar müze yokken müze kavramını müzeyi eleştiriyorlardı. Şimdi o kadar müze var müze eleştirisi yapan yok ama…” diye açıklıyor Sönmez, iki terminoloji arasındaki farkı. Son dönemde çağdaş sanat eserlerine müzayedelerde ödenen rekor fiyatlar hakkındaki düşüncelerini sorduğumuz Sönmez, bu soruya içtenlikle cevap veriyor; “Ben bu müzayede satışlarının yarattığı patırtıya, o satışın olduğu gün arayan televizyon kanallarına filan her seferinde şaşırıyorum. Bu konuda en güzel yorumu değerli dostum Ömer Uluç yapmıştır. Benimle yaptığı söyleşinde gerçekten oluyor mu bu satışlar, burhan doğançay diye biri gerçekten var mı? diyerek… Spekülatif bir yapı müzayede, o satışların her biri spekülatif, asla şeffaf değil. TRT’da katıldığım programda Burhan Doğançay da telefonla bağlanmıştı. Murat Ülker’in heykeli yapılmasını önerdi. Çok gülmüştüm. Niye Murat Ülker’in heykelini yapıyoruz? Koleksiyonerlerin heykelini yapmaya bir başlarsak işimiz iş.” Sanat eleştirmeni Ayşegül Sönmez, çağdaş sanata ödenen yüksek fiyatların geleceği hakkında da düşüncelerini dile getiriyor; “En çok müzayede satışı yapan ülkeler haritasında, işte Avrupa’dakiler gelmiyor. Avrupa, Avrupa’da değil çünkü… Avrupa kendinden vazgeçeli, Fransa Ortadoğu’daki Louvre’u kurmak için Fransa’ya, bizim Türk işçilerin çalışmak üzere Almanya’ya göç etmesi gibi gitmesi tam bu zamanlara boşuna rastlamıyor. Geçtiğimiz yılın en çok müzayede satışı Çin’de gerçekleşti. Doğu’da. Bütün bu Doğu memleketleri kıta Avrupa’sı ülkeleri ancak takip ediyor. İngiltere 261 milyon, Almanya 5 milyon, İtalya 9 milyon, Fransa 18 milyon, Amerika 123 milyon avroyla yerlerini alıyor. Sotheby’s’in Türkiye’de ofis açmasının ekonomik krizle birlikte şekillenen, Asya’nın da söz sahibi olduğu bir çağdaş sanat piyasası haritasının neticesi. Türkiye’den hangi sanatçıların burada yer aldığına gelince… Elbette Türkiye’nin kendi lokal pazarında belli bir seviyeye kadar yükselmiş sanatçılarının bu seçkide yeri olmayacaktır. Çünkü müzayedeevi, müzayedesine kattığı eserlerin değerinin kendisiyle birlikte çoğalmasını arzular. O yüzden Ali Can Ertuğ, şirketin yetkilisi “mal” diyor, çağdaş sanat işleri için sattığı…” Ve sıra hassas bir soruya geliyor, son dönemlerde bazı sanatçıların magazin sayfalarını süslemeleri hakkındaki yorumuna… “Benzer bir soruyu Art Limited dergisi için Julian Opie’ye sordum, İngiliz bir sanatçı olarak Damien Hirst’ün geçtiğimiz Eylül müzayede deneyimiyle ilgili ne düşünüyorsunuz? Önemli bir olay mıydı sizce? Dedim. Beni çok az ilgilendiriyor, ya sizi? diye yanıt verdi. Haklı… Popüler bir sanatçı olmanın bir dezavantajı var mıdır diye sordum neredeyse kızarak soruma sorularla yanıt verdi: “Sanatçılar bir şeyler yapmak ister ve bunları gösterir. Bunu yapmasanız bile sanat sanattır. Belki de sizin popüleritenin sanatta ne olduğuyla ilgili bir sorununuz var. Bir tarifiniz var mı? Bu popülist sanattır, bu değildir ayrımı yapmak çok imkansız. Böyle bir ayrım yok sanırım. Bir takım insanlar var sanat yapıyorlar ve bunu gösteriyorlar. Bu doğal bir insan aktivitesi. Ben Mısır sanatına çağdaş bir sanat olarak bakıyorum. Mısır sanatı popülist mi?” diye cevap veriyor bu sorumuza Ayşegül Sönmez. Günümüzde sanat giderek politik olmuyor, politik olarak doğrucu oluyor. Çağdaş sanat değil, muhafazakâr sanat... Sanatçılarımız neden apolitik olma yolunu tercih ediyor? Diye soruyoruz Sönmez’e; cevabı şu oluyor; “Çok katılıyorum. Politik doğrucu sanat değil politik sanat olmalı... Sanatçılarımız apolitik olmuyor, politik olarak doğrucu oluyor, güncel sorunlara köşe yazarı gibi yaklaşıp iş üretiyorlar, bu tatsız. Arzu imdada yetişmeli…”


















