SANAT HABERLERİ KÖŞE DİYOR Kİ AKTÜEL
Paylaş

Röportaj // Levent Çalıkoğlu

UZMANLARIN GÖZÜNDEN ÇAĞDAŞ SANAT!

Eser Baykuş | 25. Ekim 2010

Levent Çalıkoğlu / İstanbul Modern Başküratörü: “Bugün Türkiye’de video art’a yer veren birçok müze olduğu gibi video art alan birçok koleksiyoner de var”

Uzun yıllardır sanat piyasının içerisinde bulunan ve İstanbul Modern’in başküratörü olarak görev alan Levent Çalıkoğlu ile İstanbul Modern’deki ofisinde bir araya gelerek Türkiye ve dünyada çağdaş sanat hakkında konuştuk.

Çağdaş mı, güncel mi?

Ben, çağdaş sanat demeyi tercih ediyorum. Aralarında bence hiçbir fark yok. Bu tamamen bir terminoloji kullanımı ve tercih. Güncel kelimesinin şimdiki zamana bir vurgu yaptığını açık bir şekilde okuyoruz. Ben her zaman sanatta üretilen işin şimdiki zamana vurgu yapması gerektiğini düşünen biriyim. Bugünkü üretimle 1930’da üretilen bir üretimi karşı karşıya getirdiğinizde o kadar iç içe ve aynı öğeleri taşıdığını görüyorsunuz ki bugün üretilene güncel demek, o eseri hiçe saymak anlamına gelebiliyor. Bu yüzden sanatın şimdiki zaman vurgu yapması gerektiği sonucuna ulaşıyoruz. Şimdiki zamanın meseleleri ile –politik, kültürel ve sosyolojik olabilir- ilgilenmeyen bir sanatı ben düşünemiyorum.

Video-art’a olan talep ülkemizde de artıyor. İstanbul Modern de bu alana en çok destek veren kurumlardan biri olarak göze çarpıyor…

İstanbul Modern açıldığı günden beri video-art eserlere yer veriyor. Tabi bu video art için çok uzun bir süreç değil. Daha önce video art’ın da satılıp alınabileceğini, müzelerde yer bulacağını duymuştuk ama bu kadar kısa sürede ülkemizde de yer bulacağını belki düşünmemiştik. Bugün Türkiye’de video art’a yer veren birçok müze olduğu gibi video art alan birçok koleksiyoner de var. Bugün video art eserler müzayedelerde satışa sunuluyor ve beklenilen üstünde fiyatlara alıcı buluyor. İstanbul Modern de açıldığı günden beri “video” isimli bölümünde Türkiye’den ve dünyadan video üretimlerine yer veriyor. Biz, ilk sergimiz ile birlikte videoya yer verdik, kalıcı koleksiyonların içine videolar yerleştirdik. Hale Tenger olsun, Kutluğ Ataman olsun, Haluk Akakaçe olsun, İnci Eviner olsun, Sarkis olsun İstanbul Modern’de video art olarak temsil ediliyor. Katiyen tuval, enstalasyon ve video hiyerarşisi yapmıyoruz. Özel koleksiyonlar tarafından video art çok tercih edilen bir alan değil ama gittikçe hem alıcısı hem de değeri gelişiyor.

Türkiye’deki koleksiyonerlerin alım alışkanlıkları hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Türkiye 2000’li yıllardan beri gerçek anlamda sosyal ve kültürel bir dönüşüm yaşıyor. Bu, müzecilik ve sanatı da etkilemekte. İstanbul Modern’in 2004 yılındaki aşılışındaki mesajı çok iyi algılanmalıdır. Burası, Türkiye’deki koleksiyonerliğin boyut değiştirdiğinin bir göstergesidir. Tabi yakın zamana kadar koleksiyonerler klasik eserleri tercih ettikleri su götürmez bir gerçek. 2000’li yılların ortasında doğal olarak modern sanat ve çağdaş sanat eserleri rağbet görmeye başladı. Bunun nedeni de bu eserlerin görünürlülüğünün artmasıydı. İstanbul Modern gibi mekanlar bu görünürlüğe vurgu yaptı ve çağdaş üretimler koleksiyonerler tarafından takip edilmeye başlandı. Türkiye’de ve İstanbul’da kalıcı bir koleksiyonu olan ve bunu Türkiye’de çağdaş sanatın yüz yılı konseptiyle sunan tek müze burası. Tabi bu, koleksiyonerler üzerinde yeni bir algı, model ve güvenilirlik oluşturdu. Son üç-dört yıldır özellikle üretimlerini 50-60 ve 70’li yıllarda yapan sanatçıların eserleri yoğun olarak müzayedelerde yer aldıkça koleksiyonerler de bu eserlere rağbet göstermeye başladı. Doğal olarak bu eserler yüksek rakamlara satılmaya başlandı. Ama bu da dönüşüyor. Yeni materyallerle yeni sanatçıların ürettikleri de yavaş yavaş koleksiyonerler tarafından tercih edilmeye başlanıyor. Sadece resim değil, resim dışı kategoriler de koleksiyonlara girmeye başladı. O yüzden şu anki yapıda klasik, izlenimci ve oryantalist eserler biraz daha geride duruyor. Çağdaş sanat ise yükseliş trendinde. Bu; algının, sanata bakışın değişmesinin bir soncudur. Şimdi üretimler her zaman koleksiyonerler tarafından bir risk görüldüğü için, yatırım için risk teşkil ettiği düşünüldüğü için fiyatları daha düşüktür ama buna rağmen yoğun bir şekilde alıcısı artmaktadır. Müzayede firmaları vizyon sunmaz. Zaten böyle bir sorumluluğu da yoktur. Alıcısı olduğunu bildiği şeyleri satışa sunar. Son dönemlerde baktığımızda müzayedelerde çağdaş sanat eserlerinin yoğun bir şekilde yer aldığını görüyoruz.

Bir sanat eserine baktığımızda hangi coğrafyaya ait olduğunu anlamak önemli midir?

Sanat böyle bir yerleşik kuralla işlemez. Zaten bunu aramazsanız. Ama biz, bir Türk sanatçının bu coğrafyayı ortaya koyan bir eser ortaya koymasını bekliyoruz ve açıkçası ben bunu çok da doğru bulmuyorum. Bugün sanatçılar doğdukları ülke ile anılıyorlar ama doğdukları ülkede eser vermeyen çok sayıda uluslar arası sanatçı olduğunu da görüyoruz. Bir sanatçı olarak illa doğduğunuz coğrafya ile anılmak zorunda değilsiniz. Tabi böyle modernist bir algı var. Öğrencilikten itibaren sanatçılar bir sentez arayışına yönlendiriliyorlar.

Bazı sanatçıların konsepte göre iş üretmelerini nasıl karşılıyorsunuz?

Bu, bizim 90’lı yıllarda üzerinde çok durduğumuz ve tartıştığımız bir konuydu. Bir küratörün oluşturduğu konsept üzerine sanatçının eser üretmesini ben çok doğru bulmuyorum. Küratörün oluşturduğu konsept üzerine iş üreten bir sanatçı tipinin de bulunduğa inanmıyorum. Ama bugün sanatçının, küratörün ve sergi mekanlarının durması gereken yerlerin çok iyi ayrıştığını ve bu yüzden günümüzde böyle bir sorunun bulunmadığını düşünüyorum. Böyle çalışmayı tercih edenler de etmeyenler de olabilir. Bunu sipariş olarak adlandıranlar da var ama bu bir sipariş değildir, bir düşünceyi birlikte çalışarak olgunlaştırmak ya da ortaya çıkarmak için yöntemler bulmaktır.

Bir eserin değeri neye göre belirleniyor?

Bunda sanatçının geçmişi de bir etkendir, sanatçının çalıştığı kurumlar bir etkendir, sanatçının uluslar arası görünürlüğü de bir etkendir. Bunun sağlıklı işleyiş formülü aslına bakarsanız galericiliktir. Batı, bu sistemi böyle inşa etti. Bunun üzerinde bir diğer büyük etken de müzayede firmalarıdır. Bu, uluslar arası koleksiyonerlerin kolaylıkla yer değiştirmeleri ve alım yapmaları, piyasanın global bir hale bürünmesi de bunda etkendir ama bu sistemin üzerine inşa edilen öğe galericilikti. Bugün hatta galeriler bunu müzayede firmalarına kaptırdı. Özellikle Türkiye’de galericiler bunu tamamen müzayede firmalarına kaptırdılar. İnsanlar şu müzayedede şu fiyata satıldı diyerek sanatçıların eserlerine bakmaya başladılar. Tabi bu çok sağlıklı bir durum değildir. Her yapıt için olmasa bile tarihsel bir geçmişi olan eserler çok daha kabul edilebilir bir algı oluştururlar. Bu da eserin değeri üzerinde etki eder.

Türkiye’de koleksiyonerler profesyonellere danışarak mı alım yapıyorlar?

Biz de henüz bu konuda gerçek anlamda bir uzamandan faydalanma kültürü oluşmadı. Bir sanatçının tüm eserlerini satın alacaksınız diye bir konu yok. Bence iş adamlarının bu konuda en büyük yanılgıları fısıltıları uzamanlardan dah açok ciddiye almalarıdır. Bir sanat yapıtı bir bilgi olarak size görmediğiniz çok şeyi anlatır ama bu bilgiyi okuyacak bir uzamana da ihtiyacınız var. Fısıltıyla yapılan alımın beraberinde getirdiği prestij, inanın çok uzun vadeli olmuyor. Alım yapmakdan once mutlaka bir uzmana danışmak, görüşmek ve çalışmak gerekiyor. Siz bir iş adamısınız, meraklısı olabilirsiniz, takipçisisiniz ama uzamanı değilsiniz, ilk olarak bir koleksiyoner bunun bilincinde olmalı. Bunu iş olarak yapan, profesyonel olarak bundan para kazanan insanlara en azından danışılması gerekir. Yurt dışında bu işleyiş tamamen böyledir. Bu rakamları veren kişiler muhakkak bir uzmana sorarlar. Düşünsenize, bir eser milyon dolarlar veriliyor ve bu eserin gerçek ederinin bu olup olmadığını kesinlikle bir uzmana danışarak veriyorlar.

Türk sanatı dünya sanatına neler kattı? Dünyaya göre Türk çağdaş sanatını değerlendirir misiniz?

Vurgu olarak “Türk” sanatı vurgusuna katılmıyorum. Benim kafamda doğru bir vurgu oluşturmuyor bu. İlişkiler, tavırlar ve durumlar çok değişti. Algılayış olarak Türk sanatçısı olarak ortaya atılması bir sınır oluşturur. Eğer sorun bir temsilse, benim için çok önemli bir vurgu olmasa da Türkiye’ye dünyanın pek çok önemli sergi, müzayede ve müzesinde temsil eden, geçmişte temsil etmiş sanatçılar var. Bu sanatçılardan bazıları çeşitli nedenlerden ötürü üretimlerini Türkiye’de bile yapmıyorlar. Sarkis, Ayşe Erkmen, Serkan Özkaya, Kutluğ Ataman, Haluk Akakçe, Hale Tenger, Gülsün Karamustafa, Ergin Çavuşoğlu gibi isimler hem bizi temsil ediyorlar hem de kendilerini temsil ediyorlar. 90’larda kesin hissedilmese de 2000’lerde bud aha çok hissediliyor, çağdaş sanat dinamikleri o kadar genişledi ki ne global bir çapa ulaştı. Bizim de bu nedenle pozisyon alma gibi bir derdimiz kalmadı. Kimin aklına gelirdi ki Tate Modern’de bir Türk sanatçının eserleri sergilenecek. Kimin aklına gelirdi Hüseyin Alptekin ya da Kutluğ Ataman’ın eserleri sanatın kabesi Tate’de sergilenecek. Kimin aklına gelirdi Almanya’da Joseph Beuys ile aynı anda bir Hale Tenger sergisi açılacak. Bunların hepsi son 10 yıl içerisindeki dönüşümler. Bu hem sanatçıların kendi bireysel ilişkileri, hem de kurumların iteklemesi ile olan dönüşümler. Bu yüzden bu ciddi başarılara imza atan sanatçılarımızı takdir etmeliyiz.




 

ZAMANAŞIMI! 16 Mart

Denis Fauque
  Heykelin Belirli Bir Malzemesi Olmaz  
Ayşegül Sönmez
  TÜRKİYE'DE ÇAĞDAŞ SANAT  
Beral Madra
  TÜRKİYE’DE ÇAĞDAŞ SANAT!  
P.Paul Whitchouk
  İnsan Heykeller  
Gelelim Hoess
  Sanatçı Hırsız  
Diyanet İşleri İlahi Sanat İçin Kesenin Ağzını Açtı
Sanat Pazarının Yeni Gözdesi
SSM Tablo Almak İçin Bağış Topluyor
Müjde! İşsize Müze Bedava
Eİ’ın Tablosuna Sahip Olan Yaşadı
 
 
www.haberdaret.com (sanat haberleri | haberdar@ ) 2005- 2012 |  sanat haberleri   ersin dündar galeri internet